P R O F. D R. D E M I R A K A K K U Y U N G S N U K L E E R Y 1125105 333877

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ve OECD raporlarının nükleer güç santrallerin sadece enerji değil, devasa bir ekonomik ekosistem yarattığını kanıtladığını belirten Prof. Dr. Demirak, “Akkuyu NGS, nükleer yolculuğumuzun fitilini ateşleyen projedir. Türkiye, bu hamleyle nükleer lige en üst sıradan giriş yapmıştır. Sinop, Trakya ve Küçük Modüler Reaktörler (SMR) gibi dev hedeflere uzanan bu süreçte nükleer, artık bir tercih değil; ekonomik devrimin ve teknolojik bağımsızlığın anahtarıdır. Türkiye, nükleerin dünyada hızla yükseldiği bu yeni dönemdeki kararlılığı ve Akkuyu’nun yarattığı domino etkisiyle başka bir lige giriş yaptı” dedi.

Prof. Dr. Demirak, Akkuyu NGS’nin bölgesel kalkınmada katalizör etkisi yarattığını belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Fransa ve İsviçre’de halk nükleer santralleri enerji tesisi değil, hastane, okul ve altyapı getiren bir refah simgesi olarak görüyor. Türkiye’de de Akkuyu süreci bunu kanıtladı. Çukurova Havalimanı, yeni tüneller ve modern hizmet alanları, yerel kalkınmayı hızlandırıyor. Bölge halkı istihdam ve teknolojik prestiji bizzat yaşıyor.”

Prof. Dr. Demirak, “Mersin’de santral çevresinde modern konutlar, sağlık merkezleri ve nükleer temelli okullar yükseliyor. Karayolları ve tüneller ulaşımı kolaylaştırırken, alışveriş ve hizmet alanları şehre global bir kimlik kazandırdı. Eskiden sadece yazın canlanan ekonomi, artık yıl boyu süren sürdürülebilir bir ticaret ve hizmet hareketliliğine kavuştu. Mersin’de yaşanan değişim, nükleer enerjinin 'sosyal bir mucize' yaratma gücüdür. Biz orada sadece bir santral değil, Avrupa’nın nükleer şehirlerinde gördüğümüz o yüksek refah ve güven modelini inşa ediyoruz. Eskiden mevsimlik işçilikle anılan bir bölgenin, bugün dünyanın en ileri teknoloji üslerinden birine dönüşmesi, nükleer ekosistemin bölgesel kalkınma tarihine yazdığı bir göstergedir” diye konuştu.

‘50 MİLYAR DOLARLIK GSYH ETKİSİ VE NÜKLEER REFAH EKOSİSTEMİ’

Prof. Dr. Demirak, “OECD NEA ve IAEA tarafından ortaklaşa yayımlanan 'Measuring Employment Generated by the Nuclear Power Sector' raporundaki makroekonomik modellemeler, nükleer enerjinin benzersiz bir ekonomik motor olduğunu bilimsel olarak tescil etmektedir. Bu verilere göre, nükleer sektörde oluşturulan her 1 birimlik doğrudan istihdam, tedarik zinciri ve yerel hizmet sektörlerini tetikleyerek ekonominin genelinde 2 birimlik ek iş hacmi sağlamaktadır. Bu tablo, nükleer yatırımların sadece enerji üretmediğini; aynı zamanda bulunduğu coğrafyada her bir çalışanına karşılık toplamda üç kişilik bir refah ekosistemi inşa ettiğini kanıtlıyor” ifadelerini kullandı.

Akkuyu’nun Türkiye ekonomisi için taşıdığı stratejik önemi rakamlarla detaylandıran Prof. Dr. Demirak, “Dört ünitenin tamamlanmasıyla birlikte, tedarik zincirleri hariç yaklaşık 4 bin kişiye kalıcı ve yüksek nitelikli istihdam sağlanacak. Ancak OECD’nin '1'e 3' formülüyle baktığımızda, bu dev yatırımın bölgede 12 bin kişilik dev bir istihdam ağına ve binlerce aile için sürdürülebilir bir ekmek kapısına dönüşeceği aşikârdır. Santralin tüm yaşam döngüsü boyunca Türkiye GSYH’sine katkısının 50 milyar dolar olması öngörülüyor. Bu, Rus ortağımızla hayata geçirdiğimiz benzersiz 'Yap–Sahip Ol–İşlet' (BOO) modelinin Türkiye ekonomisine sunduğu devasa ve sarsılmaz bir stratejik kazanımdır” ifadelerini kullandı.

‘AKKUYU, TÜRKİYE’NİN İKLİM GÜVENLİĞİ İÇİN KRİTİK BİR EŞİKTİR’

Akkuyu NGS’nin Türkiye’de nükleer ekosistemin fiilen başladığını gösteren en stratejik eşik olduğunu söyleyen Prof. Dr. Demirak, projenin iklim değişikliğiyle mücadelede "oyun değiştirici" rolüne dikkat çekti. Prof. Dr. Demirak, santralin çevresel sürdürülebilirlik ve teknolojik dönüşüm boyutunu şu verilerle detaylandırdı:

“Akkuyu NGS, Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi ve İklim Yasası çerçevesindeki taahhütleriyle doğrudan örtüşen, karbon yoğun enerji kaynaklarına bağımlılığı kıracak temel yatırımdır. Santralin dört ünitesi birden tam kapasiteyle devreye girdiğinde, her yıl yaklaşık 35 milyon ton karbondioksit salımı önlenecektir. Bu rakam, Türkiye elektrik sektöründen kaynaklanan toplam emisyonların tek başına %7–8’ini sıfırlamak demektir. Bu sadece bir enerji istatistiği değil; aynı zamanda 60 yıllık işletme ömrü boyunca yaklaşık 2,1 milyar ton karbonun atmosfere salınmasını engelleyecek devasa bir çevresel kalkandır.”

Prof. Dr. Demirak, nükleer enerjinin çevre dostu doğasının emisyon rakamlarının ötesine geçtiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Nükleer enerji, baz yük güç sağlarken sıfıra yakın emisyon üreten tek kesintisiz kaynaktır. Akkuyu ile Türkiye, hava kalitesini bozan partikül madde, kükürt dioksit ve azot oksit gibi kirleticileri devre dışı bırakarak daha temiz bir gökyüzü vaat ediyor. Bu yatırım, Türkiye’nin yeşil enerji dönüşümündeki en sağlam ve sarsılmaz güvencesidir.”

ÇİFTÇİ: AKKUYU TÜRK SANAYİSİNİ NÜKLEER LİGE TAŞIYAN TARİHİ BİR DÖNÜM NOKTASIDIR

'Casperler' iddianamesi; Diyarbakır'dan inşaatta çalıştırmak için çağırıp hücre evine yerleştirdiler
'Casperler' iddianamesi; Diyarbakır'dan inşaatta çalıştırmak için çağırıp hücre evine yerleştirdiler
İçeriği Görüntüle

Nükleer Sanayi Derneği (NIATR) Yönetim Kurulu Başkanı Alikaan Çiftçi de Akkuyu NGS ölçeğinde bir yatırımın Türk iş dünyası için yeni bir dönemin kapısını araladığını vurguladı. Çiftçi, “Akkuyu gibi büyük ve karmaşık bir nükleer projenin Türkiye’de hayata geçirilmesi, yerli firmaların hem teknik hem de kurumsal kapasitesini ciddi biçimde artırdı. Akkuyu, Türk iş dünyasını nükleer lige taşıyan tarihi bir eşik oldu” ifadelerini kullandı.

Küresel nükleer pazarın ölçeğini belirten Çiftçi, Türkiye’nin bu yarışa doğru zamanda girdiğini ise şu sözlerle ifade etti:

“Morgan Stanley ve küresel piyasa verileri, 2050 yılına kadar nükleer değer zincirine yapılacak yatırımların 2,2 trilyon ABD dolarına ulaşacağını ortaya koyuyor. Akkuyu projesi kapsamında Türk şirketlerine sağlanan yerelleştirme katkısının 11 milyar ABD dolarını aşması, başlangıçta öngörülen tüm hedeflerin geride bırakıldığını gösteriyor. İnşaat, metal, makine, lojistik ve hizmetler başta olmak üzere 2 binin üzerinde Türk firması bu projede aktif rol üstlendi. Ancak bu başarıyı yalnızca rakamsal bir büyüklük olarak okumak büyük bir eksiklik olur.”

‘AKKUYU İLE TÜRK SANAYİCİSİ KÜRESEL TEDARİK ZİNCİRİNE ENTEGRE OLACAK’

Akkuyu projesiyle asıl kazanımın Türk sanayisinin nükleer kalite standartlarına uyum sağlaması ve üretim altyapısını bu doğrultuda dönüştürmesi olduğuna işaret eden Çiftçi, Türkiye’nin geldiği noktayı şu sözlerle anlattı:

“Bugün Türk sanayicisi Akkuyu sayesinde nükleer yetkinlik kazanmıştır. Akkuyu’da nükleer kalite standartlarını öğrenen firmalarımız hem Rosatom’un dünya genelindeki projelerinde hem de dünyadaki sayısız projede rol alabilecek bir ‘ihracat pasaportuna’ sahip.”

Akkuyu sahasında iş yapan bazı Türk şirketlerinin; Macaristan, Mısır, Orta Doğu ve Asya’daki nükleer projeler için teklif süreçlerine dahil olmaya başladığını söyleyen Çiftçi, “Akkuyu, bu ekosistemin ilk halkasıdır. Sinop ve Trakya’da planlanan yeni nükleer projeler, yerli sanayimizin kazandığı bu nükleer sınıf üretim yetkinliğini kalıcı hale getirecek. Ayrıca Küçük Modüler Reaktörler (SMR) gibi yeni nesil teknolojiler, Türk özel sektörü için tamamen yeni ve stratejik bir oyun alanı açıyor” diyerek sözlerini tamamladı.

‘YAPAY ZEKADAN UZAY YARIŞINA: NÜKLEERLE GELEN TEKNOLOJİK EGEMENLİK’

Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şule Ergün de nükleer enerjiyi medeniyetin geleceği için ‘stratejik anahtar’ olarak tanımladı. Prof. Dr. Ergün, şu ifadeleri kullandı: “Tek bir yapay zekâ sorgusunun geleneksel bir aramadan 10 kat fazla enerji tükettiği bir dünyada, 7/24 kesintisiz güç sağlayan nükleer enerji bir seçenek değil, dijital bağımsızlık şartıdır. Yapay zekâ ve veri merkezleri için nükleer, sürdürülebilirliğin yegane yoludur. Ayrıca nükleer itki sistemlerinin Mars yolculuğunu 45 güne indirmeyi hedeflediği uzay yarışında, Türkiye’nin Akkuyu ile nükleer lige girmesi bir teknolojik egemenlik hamlesidir.”

‘NİTELİKLİ İNSAN KAYNAĞI: GELECEĞİN MESLEKİ ELİTLERİ’

Akkuyu projesi ile Rusya’da, bugüne kadar 300’ün üzerinde Türk uzmanın eğitimini tamamladığını ifade eden Prof. Dr. Ergün, şunları söyledi: “Nükleere ilgi artıyor. Artık gençler mesleki kariyer olarak nükleeri seçebiliyor. Akkuyu gençlerde yeni bir eğitim ekosistemi oluşturdu. Akkuyu projesi sayesinde Rusya’da eğitim alan Türk mühendislerin sayısı 600’ü aşacak. Hem bu yetkin uzmanlar hem de Türk üniversitelerinden mezun olanlar Türkiye’nin nükleer yetkinliğinin bel kemiğini oluşturacak; bilgi ve deneyimlerini gelecek nesillere aktaracak yüksek nitelikli mühendislerdir. Bu insan kaynağı gücüyle Türkiye, artık kendi Küçük Modüler Reaktör (SMR) teknolojilerini geliştirebilecek ve özel sektörle birlikte nükleer teknolojide dünya devleri arasına adını yazdıracak bir ekosisteme sahip oluyor.”

Türkiye’nin nükleer hamlesini; “arz güvenliğini güçlendiren, çevre dostu üretimi artıran ve yüksek teknolojili sektörlerin geleceği için sağlam bir zemin oluşturan bütüncül bir ulusal proje” olarak değerlendiren Prof. Dr. Ergün, “Akkuyu ile mühürlenen bu başarı; Sinop, Trakya ve SMR projeleriyle Türkiye’yi 21. yüzyılın teknoloji liderleri ve enerji devleri arasına yerleştirmeye kararlıdır. Türkiye için nükleer enerji artık bir tercih değil; ekonomik devrimin ve teknolojik bağımsızlığın anahtarıdır” dedi.