
ABD, Suudi Arabistan'ın talebiyle Yemen'e müdahaleyi değerlendiriyor
Trump yönetimi, Husilerin Riyad havalimanına saldırısının ardından Suudi Arabistan'ın askeri destek talebini gündemine aldı.
Bu haberi dinle — ABD, Suudi Arabistan'ın talebiyle Yemen'e müdahaleyi değerlendiriyor
ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın Yemen'e doğrudan ABD askeri müdahalesi talebinin ardından 10 Ekim Cumartesi günü yaptığı açıklamada yönetiminin Suudi Arabistan'ın Yemen harekatına yakında fiilen katılabileceğini duyurdu. Trump, konuya ilişkin soruyu "Bunu değerlendireceğiz" yanıtıyla geçiştirdi.
Husilerin Riyad'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği saldırı, bu talebin fitilini ateşledi. Uzun süredir devam eden Yemen çatışmasında yeni bir evreye işaret eden bu gelişme, Trump yönetimini kritik bir tercihle karşı karşıya bıraktı: Körfez'deki en önemli müttefikini sahipsiz bırakma riski ile halihazırda İran savaşının gölgesinde sürdürülen yüksek maliyetli bir çatışmaya daha derinden sürüklenme tehlikesi.
Ateşkesten müdahaleye dönen denge
Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Doç. Dr. Necmettin Acar, Anadolu Ajansı için kaleme aldığı analizde tutum değişikliğinin arka planını değerlendirdi. Acar'a göre Washington, Mayıs 2025'te ilan edilen ateşkesle birlikte Husilerle fiili bir denge kurmuştu; Husiler ABD gemilerine saldırmayacaklarını taahhüt ederken Washington Yemen'deki hedeflere yönelik harekatlarını askıya almıştı. Ancak Husilerin bu süreçte Suudi Arabistan'ın havalimanları, petrol tesisleri ve tankerlerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırması, ABD'nin temkinli duruşunu sürdürülemez hale getirdi.
Üç temel gerekçe
Analize göre Trump yönetiminin Yemen'e yeniden angaje olma isteğinin ardında birbiriyle bağlantılı üç gerekçe yatıyor. Birincisi iç siyasi hesaplar: 3 Kasım ara seçimleri öncesinde Babulmendeb'deki tıkanıklığı gidermek ve petrol fiyatlarını 100 doların altına çekmek, Beyaz Saray için hem güç gösterisi hem de ekonomik bir önlem işlevi görebilir. İkincisi, 7 Ekim sonrasında tüm stratejik ağırlığını İsrail'in savunulmasına tahsis eden Washington'ın Körfez müttefiklerini ikinci plana iterek oluşturduğu güvenlik boşluğunu kapatma zorunluluğu. Üçüncüsü ise 7 Ekim sonrasında sekteye uğrayan Körfez-İsrail normalleşme sürecini yeniden rayına oturtacak kapsamlı bir bölgesel güvenlik mimarisinin inşasına zemin hazırlama çabası.
Acar, olası bir ABD askeri müdahalesinin Yemen'deki siyasi dengeleri köklü biçimde değiştirmekten ziyade Riyad'ı güvence altına alma ve siyasi mesaj verme işlevi göreceğini vurguladı.