<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Son Bir Söz</title>
    <link>https://www.sonbirsoz.com</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.sonbirsoz.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Sonbirsoz© 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 27 May 2026 21:51:37 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA['Eti iyi pişirmediğiniz takdirde parazitler hasta eder']]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/eti-iyi-pisirmediginiz-takdirde-parazitler-hasta-eder</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/eti-iyi-pisirmediginiz-takdirde-parazitler-hasta-eder" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ADANA’da Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Işıl Var, etin iyi pişirilmesi gerektiğini vurgulayarak parazitel hastalık uyarısı da yaptı. Prof. Dr. Işıl Var, “Etlerin içerisinde de parazit miktarı oldukça fazladır. Genellikle mikroplar açısından değerlendirmeler yapılıyor ama parazitleri ve onun getireceği sağlık sorunlarını da göz ardı etmemek gerekiyor. Eti iyi pişirmediğiniz taktirde parazitler sizi hasta edecektir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>ÇÜ Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Işıl Var, mangalların kurulduğu, eş, dost ve akrabaların bir araya geldiği Kurban Bayramı’nda ilk gün et tüketilmemesi, etin dinlendirilmesi ve yenildiğinde dozuna dikkat edilmesinin yanı sıra özellikle çok iyi pişirilmesinin patojen mikroorganizmalar açısından önemini anlattı.</p>

<p>'YÖNTEM FARK ETMEZ ÖNEMLİ OLAN İYİ PİŞİRİM'</p>

<p>Mangal başında dost ve akrabaların bir araya geldiği Kurban Bayramı’nda en önemli noktanın etin iyi pişirilmesi olduğunu belirten Prof. Dr. Işıl Var, etin içerisindeki parazitlere dikkati çekerek, “Pişirim yöntemi fark etmez. Önemli olan etin iyi pişmesidir. Sadece mikroplar açısından değerlendirmemek lazım, hayvanlar da parazit taşır. Etlerin içerisinde de parazit miktarı oldukça fazladır. Eti iyi pişirmediğiniz takdirde parazitler sizi hasta edecektir. Özellikle Çukurova Bölgesi’nde parazit oranı biraz daha yüksek görünüyor. Genellikle mikroplar açısından değerlendirmeler yapılıyor ama parazitleri ve onun getireceği sağlık sorunlarını da göz ardı etmemek gerekiyor” diye konuştu.</p>

<p>SALATALARA DA DİKKAT; BELİRTİLER FARK EDİLMEYEBİLİYOR</p>

<p>Parazitel hastalık durumunda karın ağrısı, bulantı, sürekli yeme isteği, şişkinlik gibi belirtiler yaşandığını ancak insanların bunu farkına varmadığının altını çizen Prof. Dr. Işıl Var, şöyle konuştu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Sonuç olarak sakatatlar da dahil hangi yöntemle pişirirseniz pişirin ama mutlaka iyi pişirin. İyi pişirirken de etlerin yanmamasına da dikkat edilmeli. Yanmış ürünlerde akrilamid tehlikesi görülebilir. Önemli olan burada etin içinin pembe kalmamasının gözetilmesidir. Etlerin yanında sık tüketilen salataların da çok iyi yıkanmış olması gerekiyor. Onlardan da hem E.coli, salmonella gibi patojenler hem de parazitler geçebiliyor. Bayramlarda ayrıca çok sevilerek tüketilen tatlılarda da aşırıya kaçılmamalı ve mümkünse yemekten birkaç saat sonra yenmeli. Mümkünse kabak, ayva gibi meyve tatlıları ya da sütlü tatlılar tercih edilmelidir.” (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/eti-iyi-pisirmediginiz-takdirde-parazitler-hasta-eder</guid>
      <pubDate>Wed, 27 May 2026 13:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/05/e-t-i-i-y-i-p-i-s-i-r-m-e-d-i-g-i-n-i-z-t-a-k-d-i-r-d-e-p-a-r-a-z-i-t-1324995-395306.jpg" type="image/jpeg" length="94434"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaşlılıktaki sağlık sorunlarının yüzde 80'ini bireylerin kendi tercihlerinden kaynaklanıyor]]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/yasliliktaki-saglik-sorunlarinin-yuzde-80ini-bireylerin-kendi-tercihlerinden-kaynaklaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/yasliliktaki-saglik-sorunlarinin-yuzde-80ini-bireylerin-kendi-tercihlerinden-kaynaklaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İNGİLTERE’de yapılan bir araştırma yaşlılıkta ortaya çıkan sağlık sorunlarında bireysel tercihlerin büyük ölçüde belirleyici olduğunu gösterdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>İngiltere'de ‘Oxford Uzun Ömür Projesi’ kapsamında tıp, fizyoloji ve yaşlanma politikaları alanında uzman disiplinler arası bir heyet tarafından ‘Daha Uzun, Daha İyi Yaşamak’ isimli rapor hazırlandı. Çalışma, insanların kendi yaşam süreleri ve yaşlılık sağlıkları üzerindeki kontrolünün sanılandan çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar, yaşlılıktaki kronik rahatsızlıkların ve sağlık sorunlarının en az yüzde 80'inin bireylerin kendi yaşam tarzı tercihlerinden kaynaklandığını bildirdi. Raporda, işlenmiş gıdalardan kaçınmak, uyku düzenine öncelik vermek, saat 18.30'dan sonra yemek yemeyi bırakmak ve et tüketimini azaltmak sağlık açısından önerilen tavsiyeler arasında yer aldı.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Harvard ile Edinburgh gibi üniversitelerden bilim insanları ise raporda belirtilen oranın insan biyolojisini ve toplumsal gerçekleri aşırı basitleştirdiğini savundu. Eleştirmenler; yoksulluk, çevre kirliliği, sağlıklı gıdaya erişim zorluğu ve çalışma şartları gibi bireyin kontrolü dışındaki yapısal faktörlerin göz ardı edildiğini aktardı. Ekonomik düzeyi yüksek olan insanların daha sağlıklı yaşamasının bir tesadüf olmadığını vurgulayan uzmanlar, bu tür yaklaşımların asıl sorumluluğu taşıyan politika yapıcıları ve şirketleri temize çıkarma riski taşıdığını kaydetti. Raporun savunucuları, sorumluluğu bireye vermenin insanlara kendi hayatlarını iyileştirme gücü, kontrol hissi ve umudu aşıladığını ifade etti.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/yasliliktaki-saglik-sorunlarinin-yuzde-80ini-bireylerin-kendi-tercihlerinden-kaynaklaniyor</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 14:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/05/vertical-grayscale-shot-old-spouses-walking-park-aging-concept-1.jpg" type="image/jpeg" length="12862"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[15 yaş ve üzeri nüfusta hipertansiyon sıklığı yüzde 18,3 olarak belirlendi]]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/15-yas-ve-uzeri-nufusta-hipertansiyon-sikligi-yuzde-183-olarak-belirlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/15-yas-ve-uzeri-nufusta-hipertansiyon-sikligi-yuzde-183-olarak-belirlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SAĞLIK Bakanlığı, Türkiye'de 15 yaş ve üzerindeki nüfusta hipertansiyon sıklığının yüzde 18,3 olarak belirlendiğini duyurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Sağlık Bakanlığı, '17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü' nedeniyle yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, "Hipertansiyon; kanın damar duvarlarına yaptığı basıncın sürekli olarak normalden yüksek seyretmesi ile seyreden kalp, damar, böbrek ve beyin sağlığını etkileyebilen kronik hastalıklardan biridir. Erken tanı ve uygun tedavi ile kontrol altına alınabilen hastalıkta düzenli takip ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi, hipertansiyona bağlı sağlık sorunlarının önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde 2023 yılında yapılan bir araştırmaya göre, 15 yaş ve üzerindeki nüfusta hipertansiyon sıklığı yüzde 18,3 olarak belirlenmiştir. Tedaviyle kan basıncının kontrol altında olma oranı ise yaklaşık yüzde 41’dir. Hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme, aşırı tuz tüketimi, tütün ve alkol kullanımı gibi risk faktörleri hipertansiyon görülme sıklığını artırmaktadır. Yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan ilaçlar, kan basıncının kontrol altına alınmasında temel tedavi araçları arasında yer almaktadır. Bu ilaçların düzenli ve hekim önerilerine uygun şekilde kullanılması; hastalığın ilerlemesini yavaşlatmakta, kalp-damar hastalıkları başta olmak üzere ciddi komplikasyonların gelişme riskini azaltmaktadır" denildi.</p>

<p>'AŞIRI TUZ TÜKETİMİ BÖBREK SAĞLIĞINI OLUMSUZ ETKİLİYOR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hipertansiyonun en önemli sebeplerinden birinin de aşırı tuz tüketimi olduğu belirtilen açıklamada, "Tuz, vücutta sıvı dengesi ile sinir ve kas fonksiyonlarının düzenlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Ancak günlük tuz tüketiminin 5 gramın üzerine çıkması, böbreklerin çalışma yükünü artırarak zamanla böbrek fonksiyonlarının olumsuz etkilenmesine neden olabilmekte; kronik böbrek hastalığı riskini artırmaktadır. Sağlıklı yaşam için işlenmiş ve yüksek tuz içeren gıdaların sınırlandırılması, yemeklerde ilave tuz kullanımının azaltılması ve dengeli beslenme alışkanlıklarının benimsenmesi büyük önem taşımaktadır. Hipertansiyonun önlenmesi ve kontrol altına alınabilmesi için vatandaşlarımızın kan basınçlarını düzenli olarak ölçtürmeleri, sağlıklı ve dengeli beslenmeleri, tuz tüketimini azaltmaları, fiziksel olarak aktif bir yaşam sürmeleri, tütün ve alkol kullanımından kaçınmaları ve hekim önerilerine uygun şekilde tedavilerini sürdürmeleri büyük önem taşımaktadır. Ayrıca durumlarına ve yaşlarına uygun tarama ve izlemler için aile hekimlerine başvurmaları, erken tanı ve etkin takip açısından önemli katkı sağlamaktadır" ifadelerine yer verildi. (DHA)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/15-yas-ve-uzeri-nufusta-hipertansiyon-sikligi-yuzde-183-olarak-belirlendi</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 15:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/05/male-doctor-hands-measuring-tension-patient.jpg" type="image/jpeg" length="19907"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Obezite oranları Türkiye’de hızla artıyor’]]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/obezite-oranlari-turkiyede-hizla-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/obezite-oranlari-turkiyede-hizla-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MEDİPOL Sağlık Grubu’ndan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Mehdi Deniz, 16 Mayıs Avrupa Obezite Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Op. Dr. Deniz, “Obezite, yalnızca kilo problemi değil; diyabetten kalp hastalıklarına kadar birçok ciddi sağlık sorununa zemin hazırlayan kronik bir hastalık. Obezite oranları hem Türkiye’de hem de dünyada hızla artıyor” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Avrupa’da obezite oranının en yüksek olduğu ülkeler arasında Türkiye’nin de yer aldığını belirten Medipol Bahçelievler Üniversite Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Mehdi Deniz, “İşlenmiş gıdalar, hareketsiz yaşam ve yüksek kalorili beslenme alışkanlıkları obeziteyi her geçen gün daha yaygın hale getiriyor. Avrupa’da obezite oranının en yüksek olduğu ülkeler arasında Türkiye’de yer alıyor. Toplumda farkındalığın artırılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>‘OBEZİTE KRONİK VE SİSTEMİK BİR HASTALIK’</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün obeziteyi kronik, ilerleyici ve sistemik bir hastalık olarak değerlendirdiğini belirten Op. Dr. Deniz, “Obezitenin en önemli nedenleri işlenmiş ve şekerli gıdalarla beslenme ile hareketsiz yaşam tarzıdır. Genetik, psikolojik durumlar, yaş, cinsiyet ve gebelik de etkili faktörler arasında yer alıyor. Obezite birçok hastalığı da beraberinde getiriyor. Tip 2 diyabet vakalarının yaklaşık yüzde 90’ı obeziteile ilişkilidir. Ayrıca hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, uyku apne sendromu ve yağlı karaciğer hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarına da neden olabilir. Bazı kanser türleriyle de obezite arasında bağlantı bulunuyor” dedi.</p>

<p>‘SORUN MİKTAR DEĞİL, KALORİ’</p>

<p>Yüksek kalorili gıdaların bilinçsiz tüketiminin obeziteyi artırdığını belirten Dr. Deniz, “Fast food ve şekerli gıdalar hacim olarak küçük olsa da çok yüksek kalori içeriyor. Bu nedenle önemli olan sadece miktar değil, alınan kaloridir. Obeziteyle mücadelede düzenli egzersizin oldukça önemli. Egzersizi günlük yaşamın bir parçası haline getirmemiz gerekiyor. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarıyla birlikte hareketli yaşam tarzı obeziteyle mücadelede temel rol oynuyor” diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>‘TÜRKİYE’DE OBEZİTE ORANI YÜZDE 30’LARA ULAŞTI’</p>

<p>Türkiye’de obezite sıklığının yüzde 30’lara yaklaştığını belirten Op. Dr. Deniz, “Avrupa’da obezite oranı en yüksek ülkelerden biriyiz. Bu nedenle toplum genelinde farkındalığın artırılması ve obeziteyle mücadelenin yaygınlaştırılması büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/obezite-oranlari-turkiyede-hizla-artiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 16 May 2026 13:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/05/overweight-man-shrt-is-small-him-with-huge-belly-open-buttons-1.jpg" type="image/jpeg" length="43512"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Hantavirüsün insandan insana yayılım riski düşük’]]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/hantavirusun-insandan-insana-yayilim-riski-dusuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/hantavirusun-insandan-insana-yayilim-riski-dusuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ENFEKSİYON Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, "Hantavirüsün bulaşma dinamikleri nedeniyle geniş çaplı bir pandemi oluşturma riski düşük. Virüsün esas olarak kemirgenler aracılığıyla bulaşması ve insandan insana yayılımın son derece sınırlı olması nedeniyle pandemi beklemiyoruz" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Yeditepe Hastanesi’nden Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Hantavirüsler, kemirgenler ve bazı böcekçil hayvanlar aracılığıyla taşınan, zarflı RNA yapısına sahip virüslerdir. Bunyaviridae ailesi içerisinde yer alan bu virüs grubu, farklı türleriyle insanlarda çeşitli hastalıklara yol açabilmektedir. Bugüne kadar en az 40 hantavirüs türü tanımlanmış olup bunların en az 22'sinin insanlarda hastalık yapabildiği biliniyor. Her hantavirüs tipi genellikle belirli bir kemirici türü ile ilişkilidir ve virüs doğada bu hayvanlar arasında dolaşımını sürdürür” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Prof. Dr. Sönmnezoğlu, "Virüs adını, ilk kez izole edildiği Hantaan Nehri'nden alıyor. 1978 yılında Ho Wang Lee tarafından Kore'de bu nehir çevresinde yaşayan bir kemiriciden izole edilerek bilim dünyasına kazandırılmıştır. Bu keşif, hastalığın nedeninin anlaşılmasında önemli bir dönüm noktası olmuştur. Hantavirüs yeni bir virüs değil. Hastalık ilk olarak Kore Savaşı sırasında dikkat çekiyor. O dönemde Amerikan askerleri arasında yüksek ateş, şiddetli kanamalar ve böbrek yetmezliği ile seyreden vakalar görülüyor ve hastalık 'Kore Kanamalı Ateşi' olarak adlandırılıyor. Amerikan ordusu 1951-1952 yılları arasında 3500'den fazla vaka ve yaklaşık 400 ölüm kaydetmiş. Savaş sonrası asker hareketliliği ve lojistik faaliyetler nedeniyle hastalığın belirtileri dünyanın farklı bölgelerinde de görülmeye başlanmış" dedi.</p>

<p></p>

<p>'BÖBREK YETMEZLİĞİ GÖRÜLEBİLİR’</p>

<p>Prof. Dr. Sönmnezoğlu,"Hantavirüsler, coğrafi dağılımına ve virüs tipine bağlı olarak iki ana klinik tabloya neden olur; Hantavirüs Kardiyopulmoner Sendromu (HCPS). Daha çok Amerika kıtasında görülür. Akciğer tutulumu ön plandadır. Hastalık ani başlangıçlı olup hızla ağırlaşabilir. Öksürük, nefes darlığı, akciğerlerde sıvı birikimi ve dolaşım yetmezliği gelişebilir. Bu formun ölüm oranı oldukça yüksektir. Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş (HFRS) ise Avrupa ve Asya'da yaygındır. Böbrek tutulumu ile karakterizedir. Hastalarda düşük tansiyon, kanama eğilimi ve böbrek yetmezliği görülebilir. Türkiye'de bildirilen vakalar genellikle bu klinik tablo ile uyumludur" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>‘ÇİFTÇİLİK VE ORMANCILIK GİBİ FAALİYETLER BULAŞ RİSKİNİ ARTIRIR’</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hantavirüslerin çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaştığını söyleyen Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, "Enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya tükürüğü ile çevreye yayılan virüs, kuruyarak havaya karışabilir ve solunum yoluyla insanlara geçebilir. Kontamine partiküllerin solunması, kemirgen atıklarıyla temas, nadiren kemirgen ısırıkları ile bulaşabilir. Kapalı ve yetersiz havalandırılan alanların temizlenmesi, kemirgen istilasına uğramış ortamlarda bulunmak, çiftçilik ve ormancılık gibi faaliyetler bulaş riskini artırır. Genel olarak hantavirüsler insanlar arasında bulaşmaz. Ancak Amerika kıtasında görülen Andes virüsü için nadir de olsa insandan insana bulaş bildirilmiştir. Bu bulaşın genellikle aynı evde yaşayan kişiler veya yakın temaslılar arasında, uzun süreli temas sonucu gerçekleştiği belirtilmektedir" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>'BELİRTİLER 1 İLA 8 HAFTA İÇİNDE ORTAYA ÇIKAR'</p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Belirtiler genellikle virüse maruz kalındıktan sonra 1 ila 8 hafta içinde ortaya çıkar. Erken dönem belirtileri; ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, karın ağrısı, bulantı ve kusma. İleri dönem belirtileri; HCPS'de: öksürük, nefes darlığı, akciğer ödemi. HFRS'de: düşük tansiyon, kanama bozuklukları, böbrek yetmezliği. Hastalık bazı hastalarda hızla ağırlaşarak hayati risk oluşturabilir. Hantavirüs enfeksiyonunun erken tanısı, belirtilerin diğer birçok hastalıkla benzerlik göstermesi nedeniyle zor olabilir. Bu nedenle hastanın öyküsü büyük önem taşır. Özellikle kemirgen teması, mesleki riskler ve seyahat geçmişi sorgulanmalıdır. Tanı yöntemleri olarak serolojik testler (IgM ve IgG antikorlarının tespiti), PCR ile viral RNA'nın gösterilmesi kullanılır. Laboratuvar çalışmaları yüksek biyogüvenlik önlemleri gerektirir" dedi.</p>

<p></p>

<p>'DÜNYA GENELİNDE HER YIL BİNLERCE VAKAYA NEDEN OLUR'</p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Hantavirüs enfeksiyonu için onaylanmış spesifik bir antiviral tedavi veya aşı bulunmuyor. Tedavi tamamen destekleyicidir. Solunum desteği, sıvı ve elektrolit dengesi, böbrek fonksiyonlarının izlenmesi, gerekli durumlarda yoğun bakım desteği yapılır. Erken dönemde uygun tıbbi müdahale, özellikle ağır vakalarda hayatta kalma şansını artırır. Hantavirüs enfeksiyonları nadir görülmekle birlikte dünya genelinde her yıl binlerce vakaya neden olur. Yıllık tahmini vaka sayısı; 10.000 - 100.000 civarındadır. Vakaların büyük çoğunluğu Asya ve Avrupa'da görülür. Amerika kıtasında daha az vaka olmasına rağmen hastalık daha ağır seyreder. Ölüm oranları Avrupa ve Asya'da yüzde 1 - yüzde 15, Amerika kıtasında yüzde 20 - yüzde 50 arasındadır" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Hantavirüs enfeksiyonları dünya genelinde farklı bölgelerde görülüyor. Çin en yüksek vaka sayısına sahip ülke. Güney Kore düzenli olarak vaka bildiriliyor. Kuzey ve Orta Avrupa'da her yıl binlerce vaka görülüyor. Güney Amerika daha az vaka ancak daha yüksek ölüm oranına sahip. Türkiye'de hantavirüs vakaları 2009 yılından bu yana bildiriliyor. 2009-2025 yılları arasında yıllık vaka sayıları 4 ile 58 arasında değişmiş. Türkiye'de görülen vakalar genellikle böbrek tutulumu ile seyreden HFRS formundadır. Hantavirüs enfeksiyonu açısından risk altında olan gruplar; çiftçiler, orman işçileri, depo, ahır ve kapalı alan çalışanları, kemirgenlerle temas riski olanlardır. Ayrıca uzun süre kapalı kalmış alanları temizleyen kişiler de risk grubunda yer alır" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>'KORUNMANIN EN ETKİLİ YOLU KEMİRGENLERLE TEMASI AZALTMAKTIR'</p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Yaşam alanlarının temiz tutulmalıdır. Kemirgen girişleri engellenmelidir. Gıdalar güvenli şekilde saklanmalıdır. Temizlik sırasında toz oluşumu önlenmelidir. Kirli alanlar temizlenmeden önce nemlendirilmelidir. El hijyenine dikkat edilmelidir" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/hantavirusun-insandan-insana-yayilim-riski-dusuk</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 13:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/05/hanta.png" type="image/jpeg" length="90024"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Türkiye’de tuz tüketimi sınırın 2-3 katı üzerinde’]]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/turkiyede-tuz-tuketimi-sinirin-2-3-kati-uzerinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/turkiyede-tuz-tuketimi-sinirin-2-3-kati-uzerinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AŞIRI tuz tüketiminin vücutta birçok sistemi olumsuz etkilediğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Sünbül, “Ülkemizde yapılan çalışmalar günlük ortalama tuz tüketiminin 10-15 gram civarında olduğunu gösteriyor. Bu da önerilen sınırın yaklaşık 2-3 katı anlamına geliyor” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>AŞIRI tuz tüketiminin vücutta birçok sistemi olumsuz etkilediğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Sünbül, “Tuz tüketimi arttıkça vücutta sodyum ve su tutulumu artar. Bu durum damar içi hacmi yükselterek kan basıncının artmasına neden olur. Uzun vadede kalp kasında kalınlaşma, koroner arter hastalığı, kalp yetersizliği, inme ve kronik böbrek hastalığı gibi ciddi tablolar ortaya çıkabilir. Ülkemizde yapılan çalışmalar günlük ortalama tuz tüketiminin 10-15 gram civarında olduğunu gösteriyor. Bu da önerilen sınırın yaklaşık 2-3 katı anlamına geliyor” dedi.</p>

<p>Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tuz tüketiminin önerilen sınırların üzerinde seyrettiğine dikkat çeken İstinye Üniversitesi Liv Hospital Topkapı Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Sünbül, aşırı tuz alımının özellikle kalp ve damar sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün erişkinler için günlük tuz tüketimini 5 gramın altında önerdiğini hatırlatan Prof. Dr. Sünbül, Türkiye’de bu miktarın oldukça aşıldığını vurgulayarak, “Ülkemizde yapılan çalışmalar günlük ortalama tuz tüketiminin 10-15 gram civarında olduğunu gösteriyor. Bu da önerilen sınırın yaklaşık 2-3 katı anlamına geliyor ve önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturuyor” diye konuştu.</p>

<p>‘KALP VE BÖBREK SAĞLIĞINI DOĞRUDAN ETKİLİYOR’</p>

<p>Aşırı tuz tüketiminin vücutta birçok sistemi olumsuz etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Sünbül, özellikle hipertansiyonun en önemli nedenlerinden biri olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Sünbül, “Tuz tüketimi arttıkça vücutta sodyum ve su tutulumu artar. Bu durum damar içi hacmi yükselterek kan basıncının artmasına neden olur. Uzun vadede kalp kasında kalınlaşma, koroner arter hastalığı, kalp yetersizliği, inme ve kronik böbrek hastalığı gibi ciddi tablolar ortaya çıkabilir” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Sünbül, yüksek tuz tüketiminin yalnızca kalp-damar hastalıklarıyla sınırlı kalmadığını; osteoporoz ve mide kanseri ile de ilişkili olabileceğini belirtti.</p>

<p>‘GIDA TERCİHLERİ GÖZDEN GEÇİRİLMELİDİR’</p>

<p>Toplumda tuz tüketiminin genellikle sofrada eklenen tuzla ilişkilendirildiğini ancak asıl riskin işlenmiş gıdalardan geldiğini belirten Prof. Dr. Sünbül, “Toplam tuz alımının yaklaşık yüzde 70-80’i işlenmiş ve paketli gıdalardan sağlanıyor. Ekmek, peynir, zeytin, şarküteri ürünleri, hazır çorbalar, soslar ve fast-food ürünler en önemli gizli tuz kaynaklarıdır. Sofrada eklenen tuzun payı ise oldukça düşüktür. Bu nedenle yalnızca tuzluğu kaldırmak yeterli değildir. Gıda tercihlerinin de gözden geçirilmesi gerekir” dedi.</p>

<p>‘ÇOCUKLUKTA BAŞLAYAN ALIŞKANLIKLAR GELECEĞİ ETKİLİYOR’</p>

<p>Çocukluk döneminde yüksek tuz tüketiminin uzun vadeli sağlık risklerini artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Sünbül, “Erken yaşta fazla tuz tüketimi kan basıncını yükseltir ve erişkin dönemde hipertansiyon gelişme riskini artırır. Aynı zamanda çocuklarda tuzlu ve işlenmiş gıdalara yönelik tat alışkanlığı oluşur. Bu durum obezite, damar sertliği ve böbrek hastalıklarına zemin hazırlayabilir” ifadelerini kullandı.</p>

<p>‘TAT ALGISI KISA SÜREDE DEĞİŞİYOR’</p>

<p>Tuz tüketimini azaltmanın zor olmadığını belirten Prof. Dr. Sünbül, vücudun bu değişime hızla uyum sağladığını söyledi. Prof. Dr. Sünbül, “Bilimsel çalışmalar, tuz alımı azaltıldığında 2-4 hafta içinde tat algısının değiştiğini gösteriyor. Bu süreçte bireyler daha az tuzlu yiyecekleri yeterli bulmaya başlar ve eski alışkanlıklar fazla tuzlu gelir” diye konuştu.</p>

<p>‘TUZUN TÜRÜ DEĞİL, MİKTARI ÖNEMLİ’</p>

<p>Kaya tuzu, deniz tuzu ya da Himalaya tuzu gibi alternatiflerin daha sağlıklı olduğu yönündeki yaygın inanışa da değinen Prof. Dr. Sünbül, “Bu tuzların tamamı büyük oranda sodyum klorür içerir. Kardiyovasküler açıdan belirleyici olan tuzun türü değil, miktarıdır. Ancak iyotlu tuz kullanımı, iyot eksikliğini önlemek açısından önemlidir” dedi.</p>

<p>‘GÜNLÜK HAYATTA ALINABİLECEK ÖNLEMLER’</p>

<p>Tuz tüketimini azaltmanın sanıldığı kadar zor olmadığını belirten Prof. Dr. Sünbül, günlük yaşamda uygulanabilecek pratik önerileri şöyle sıraladı:</p>

<p>“İşlenmiş gıdaları azaltmak, alışverişte etiketleri okuyarak düşük sodyumlu ürünleri tercih etmek, yemeklerde tuzu kademeli olarak azaltmak, lezzeti baharatlar ve doğal aromalarla artırmak, tuzluk kullanmamak ve dışarıda yemek yerken ‘az tuzlu’ tercih etmek tuz alımını önemli ölçüde düşürür.”</p>

<p>Prof. Dr. Sünbül, kalp ve böbrek sağlığını korumak için en etkili adımın tuz tüketimini azaltmak olduğunu belirterek, “Küçük değişiklikler, uzun vadede büyük sağlık kazanımları sağlar. Önemli olan sürdürülebilir bir alışkanlık geliştirmektir” diye konuştu.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/turkiyede-tuz-tuketimi-sinirin-2-3-kati-uzerinde</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 11:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/05/still-life-xilitol-sweetener.jpg" type="image/jpeg" length="39240"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Egzersiz, depresyon için terapi ya da ilaçtan daha etkili olabilir]]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/egzersiz-depresyon-icin-terapi-ya-da-ilactan-daha-etkili-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/egzersiz-depresyon-icin-terapi-ya-da-ilactan-daha-etkili-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İNGİLTERE'de yapılan bir araştırma, düzenli egzersizin depresyon belirtilerini azaltmada terapiyle benzer etki gösterebildiğini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>İngiltere'deki Lancashire Üniversitesi araştırmacıları tarafından yapılan çalışma, düzenli egzersizin depresif belirtiler üzerinde terapiye yakın bir etki gösterebildiğini ortaya koydu. Araştırmada, yaklaşık 5 bin hastayı kapsayan 73 randomize kontrollü araştırma mercek altına alındı. Uzmanlar, özellikle orta yoğunlukta yapılan egzersizlerin depresyon belirtilerini hafifletmede daha etkili göründüğünü bildirdi. Egzersizin süresi ve şiddetinin kişilerin fiziksel kapasitesine göre değişmesi gerektiğini kaydeden bilim insanları, “Her birey için tek tip bir program yerine, sürdürülebilir alışkanlıkların esas alınması gerek” açıklamasında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Çalışmada, egzersizin antidepresanlarla karşılaştırıldığında da benzer etkiler gösterebildiği aktarıldı. Buna karşın, bu etkinin uzun vadede devam edip etmediğini ortaya koyacak yeterli verinin henüz bulunmadığı vurgulandı. Araştırmada, egzersizin herhangi bir tedavi uygulanmayan ya da kontrol grubundaki bireylere kıyasla depresyon belirtilerini en az orta düzeyde azalttığı ifade edildi. Ayrıca terapi ya da ilaç kullanmayı tercih etmeyen kişiler için düzenli fiziksel aktivitenin, göz ardı edilmemesi gereken bir seçenek olduğu da belirtildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/egzersiz-depresyon-icin-terapi-ya-da-ilactan-daha-etkili-olabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/05/a-r-a-s-t-i-r-m-a-e-g-z-e-r-s-i-z-d-e-p-r-e-s-y-o-n-i-c-i-n-t-e-r-a-1303352-387497.jpg" type="image/jpeg" length="93071"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim insanları sirozda ‘ağız-bağırsak’ bağlantısını ortaya çıkardı]]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/bilim-insanlari-sirozda-agiz-bagirsak-baglantisini-ortaya-cikardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/bilim-insanlari-sirozda-agiz-bagirsak-baglantisini-ortaya-cikardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biruni Üniversitesi; Türkiye’den ve Avrupa’dan bilim insanlarının, siroz hastalarında ağız mikrobiyomu ile bağırsak sağlığı arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu ortaya çıkaran bir araştırma yapıldığını aktardı. Yapılan açıklamada, “Araştırmalar, siroz gibi ileri evre karaciğer hastalıklarında ağızdaki patojenik bakterilerin bağırsaklara yerleşerek hastalığın şiddetlenmesine ve komplikasyonlara yol açtığını gösteriyor” denildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Araştırmanın; King’s College London, University of Münster, Université Paris-Saclay, INRAE, UCL, University of Southern Denmark, European Foundation for the Study of Chronic Liver Failure ve Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Quantitative Systems Biology afiliyasyonunun da yer aldığı uluslararası bilimsel iş birliğiyle gerçekleştirildiği bildirildi.</p>

<p>Biruni Üniversitesi’nden yapılan açıklamaya göre; araştırmacılar, özellikle ağız kökenli bazı bakteri türlerinin yüksek miktarda amonyak üretme kapasitesine sahip olduğunu belirledi. Çalışmada, bu durumun siroz hastalarında görülen hiperamonyemi ve hepatik ensefalopati gibi ciddi komplikasyonlarla bağlantılı olabileceği ifade edildi.</p>

<p>Açıklamanın devamında şunlara yer verildi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Wiley tarafından yayımlanan ve mikrobiyom, metabolomik, biyoinformatik ile sistem biyolojisi alanlarında yüksek etki değerine sahip bilimsel dergiler arasında gösterilen iMeta’da yayımlanan çalışmada, ileri evre siroz hastalarının ağız ve bağırsak mikrobiyomları birlikte incelendi. Araştırmada, siroz ilerledikçe ağız kökenli bazı bakterilerin bağırsakta daha fazla görüldüğü ve bunun metabolik bozulmalarla ilişkili olabileceği saptandı.</p>

<p>“Araştırmada kullanılan sistem biyolojisi ve genom ölçekli metabolik modelleme yöntemleriyle, ağızdan bağırsaklara geçen bakterilerin yalnızca bağırsak florasını değil; karaciğer, beyin ve kas metabolizmasını da etkileyebilecek biyokimyasal süreçleri değiştirebildiği ortaya kondu.</p>

<p>“Bilim insanları, çalışmanın sirozda mikrobiyom temelli yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini ve ağız-bağırsak-karaciğer ekseninin gelecekte daha ayrıntılı araştırılması gerektiğini belirtti.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/bilim-insanlari-sirozda-agiz-bagirsak-baglantisini-ortaya-cikardi</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 15:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/05/b-i-l-i-m-i-n-s-a-n-l-a-r-i-s-i-r-o-z-d-a-a-g-i-z-b-a-g-i-r-s-a-k-1301242-386993.jpg" type="image/jpeg" length="95042"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Hantavirüs ağır enfeksiyonlara yol açabiliyor’]]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/hantavirus-agir-enfeksiyonlara-yol-acabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/hantavirus-agir-enfeksiyonlara-yol-acabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SON günlerde gündeme gelen hantavirüsün ağır enfeksiyonlara yol açabileceğini belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, virüsün KOVİD-19 gibi küresel bir pandemiye dönüşmesinin beklenmediğini ancak özellikle kemirgen temasına ve kapalı alan temizliğine karşı önlemler alınması gerektiğini ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Türkiye’de de en son 1997’de görülen hastalığın çıkış noktasını, bulaşma yollarını ve korunma yöntemlerini değerlendiren Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nden Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, paniğe kapılmadan bilinçli hareket edilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p></p>

<p>‘HANTAVİRÜS AĞIR TABLOLARA YOL AÇABİLİYOR’</p>

<p>Hantavirüsün ciddi enfeksiyon tablolarına neden olabildiğini belirten Doç. Dr. Diktaş, “Hastalık ateş, ishal, bulantı ve kusma gibi belirtilerle başlayabiliyor. Ancak ilerleyen süreçte ağır solunum problemleri, kanama ve böbrek yetmezliği gibi ciddi klinik tablolar gelişebiliyor. Virüsün temel bulaş yolu kemirgenlerden oluşuyor. Farelerin dışkı, idrar ve salgılarının ortama karışmasıyla enfekte partiküller oluşuyor. Bu partiküllerin solunması sonucu hastalık bulaşabiliyor. Özellikle garaj, depo, bodrum ve uzun süre kullanılmayan yazlık evler riskli alanlar arasında bulunuyor” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>‘TEMİZLİK YAPARKEN DİKKAT EDİLMELİ’</p>

<p>Riskli alanların temizliği sırasında gerekli önlemlerin alınması gerektiğini belirten Doç. Dr. Diktaş, “Fare dışkısı bulunan alanlar süpürülerek temizlenmemeli. Öncelikle dezenfektanla ıslatılmalı, ardından maske ve eldiven kullanılarak dikkatli şekilde temizlenmeli. Hantavirüsün insandan insana bulaş riski düşük. Dünya Sağlık Örgütü şu an için KOVİD-19 benzeri büyük bir pandemi beklemediğini açıkladı. Ancak nadir de olsa insandan insana bulaş ihtimali göz önünde bulundurulmalı” dedi.</p>

<p></p>

<p>‘ERKEN MÜDAHALE HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR’</p>

<p>Virüse karşı özel bir tedavi bulunmadığını belirten Doç. Dr. Diktaş, “Bu nedenle erken tanı, hastaların izole edilmesi ve yoğun bakım desteğinin sağlanması büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doç. Dr. Diktaş, “DSÖ tarafından Türkiye, Kanada, Danimarka, Almanya, Hollanda, Yeni Zelanda, Saint Kitts ve Nevis, Singapur, İsveç, İsviçre, İngiltere, ABD bilgilendirilme geçilen ülkelerin arasında yer alıyor” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/hantavirus-agir-enfeksiyonlara-yol-acabiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 14:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/05/viruses-highlighted-by-blue-red-hues-float-cellular-space.jpg" type="image/jpeg" length="88496"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mobilya ve kıyafetlere sinen sigara dumanında 10 kat fazla kanser riski]]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/mobilya-ve-kiyafetlere-sinen-sigara-dumaninda-10-kat-fazla-kanser-riski</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/mobilya-ve-kiyafetlere-sinen-sigara-dumaninda-10-kat-fazla-kanser-riski" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TÜRKİYE Kanser Enstitüsü Başkanı ve Bilkent Şehir Hastanesi Onkoloji Kliniği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burak Civelek, mobilya ve kıyafetlere sinen sigara dumanının yeni toksik maddeler üreterek DNA yapısını bozduğunu ve kanser riskini 10 kat daha fazla artırabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="M O B I L Y A V E K I Y A F E T L E R E S I N E N S I G A R A D U M A 1297520 385967" height="872" src="https://sonbirsozcom.teimg.com/sonbirsoz-com/uploads/2026/05/m-o-b-i-l-y-a-v-e-k-i-y-a-f-e-t-l-e-r-e-s-i-n-e-n-s-i-g-a-r-a-d-u-m-a-1297520-385967.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1100" /></p>

<p></p>

<p><img alt="M O B I L Y A V E K I Y A F E T L E R E S I N E N S I G A R A D U M A 1297521 385967" height="629" src="https://sonbirsozcom.teimg.com/sonbirsoz-com/uploads/2026/05/m-o-b-i-l-y-a-v-e-k-i-y-a-f-e-t-l-e-r-e-s-i-n-e-n-s-i-g-a-r-a-d-u-m-a-1297521-385967.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1100" /></p>

<p><img alt="M O B I L Y A V E K I Y A F E T L E R E S I N E N S I G A R A D U M A 1297522 385967" height="585" src="https://sonbirsozcom.teimg.com/sonbirsoz-com/uploads/2026/05/m-o-b-i-l-y-a-v-e-k-i-y-a-f-e-t-l-e-r-e-s-i-n-e-n-s-i-g-a-r-a-d-u-m-a-1297522-385967.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1100" /></p>

<p><img alt="M O B I L Y A V E K I Y A F E T L E R E S I N E N S I G A R A D U M A 1297523 385967" height="596" src="https://sonbirsozcom.teimg.com/sonbirsoz-com/uploads/2026/05/m-o-b-i-l-y-a-v-e-k-i-y-a-f-e-t-l-e-r-e-s-i-n-e-n-s-i-g-a-r-a-d-u-m-a-1297523-385967.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1100" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye Kanser Enstitüsü Başkanı ve Bilkent Şehir Hastanesi Onkoloji Kliniği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burak Civelek, Çin'de yayımlanan bir makalede çok farklı bir kavram ortaya atıldığını söyleyerek, "Üçüncü el sigara maruziyeti. Yani siz sigara içilen bir ortamda, camları açtınız, kapıları açtınız, sigara dumanını dağıttınız; 'evet sigara dumanından temizlendi, ben artık buraya gidebiliyorum' diyorsunuz ya. Aslında olayın öyle olmadığı, ortamda sigara içildikten sonra sigara dumanının ortamdaki yüzeylerdeki maddelere, halıya, mobilyalara, kıyafetlerin üzerine yapıştığı ve bu yapışan sigara dumanının da ilerleyen dönemlerde daha büyük kanserojen bir maddeye dönüştüğü tespit edildi. Çin'de yapılan bu çalışma 15 ile 24 yaş arasında 12 bin genç bireyde yapıldı. Bu çalışmada aslında sigara içmeyen ama sigara içilmiş ortamlarda bulunan kişilerin kanser riskine bakıldı. Sigara içmeyen, sigara içilen ortamda bulunmayan veya ikinci el sigara dumanına maruz kalmayan kişilerde sigaranın 10 kat akciğer kanseri riskini arttırdığı gösterildi. Sigara dumanı siz camları açtığınızda, ortamı havalandırdığınızda ortamdan dağılıyor gibi görünse de aslında gidip oradaki mobilyaların, halıların üzerine yapışıyor. Ve bu görünmeyen ince bir tabaka şeklinde o nesnelerin üzerine yapışıyor. Her sigara içilen ortamda bu tabakanın üstüne başka bir tabaka eklenerek devam ediyor" dedi.</p>

<p>'EN AZ 3 AY ZEHİRLİ MADDELER ORTAMDA KALIYOR'</p>

<p>Prof. Dr. Civelek, sigara içildikten 1 yıl sonra bile ortamdaki küçük tozlarla, nemle, ısıyla, ortamdaki başka faktörlerle bu ince tabakanın içerisinden 'nitrozamin' denilen kanserojen olduğu ispatlanmış maddelerin ortama yavaş yavaş salındığını anlatarak, "Siz buraya temas ettiğinizde deri yoluyla bu nitrozamin, yani kanserojen olduğu bire bir ispatlanmış maddeler deriye temas yoluyla maalesef vücudunuza giriyor. Sigara dumanında maruz kaldığımız nitrozaminlerden 10 kat daha fazla akciğer kanseri yaptığı gösterildi. Siz bir araba aldınız. Bu araba aslında daha önce sigara içilmiş bir araba. Siz oraya evladınızı oturttunuz. Evladınız koltuğa dokunduğunda, kapı koluna dokunduğunda aslında orada aylar önce, yıllar önce içilmiş sigaranın etkisiyle kanserojen maddeleri deri yoluyla maalesef eline aldığını düşünün. Ya da ev aldınız, bir eşya aldınız. Burada sigara maruziyeti var. Yıllar önce, aylar önce sigara içilmiş. O ince tabaka şeklinde sigara dumanı oraya sinmiş durumda. Siz oraya temas ettiğinizde ortamın ısısıyla, elinizin nemiyle bu kanserojen maddeler vücudunuza temas ediyor. Ve siz hiç sigara içmemişseniz bile, sigara içilen ortamda bulunmamış olsanız bile sigaradaki o zehirli maddeler, kimyasal maddeler sizin kanser riskinizi arttırıyor. Çalışmada, en az 3 ay boyunca orada kaldığı ve bunun mekanik temizlemelerle veya havalandırma ile geçmediği gösterilmiş durumda. Bir sigara dumanında yaklaşık 4 binden fazla kimyasal madde var. Ve bu 4 binden fazla kimyasal maddenin 70 tanesi direkt kanserojen madde. Yavaş yavaş sürekli bir kimyasal sızıntı oluyor aslında" ifadelerini kullandı.</p>

<p>'SİGARA İÇİLMİŞ EVİN DEĞERİ DÜŞECEK'</p>

<p>Sigara maruziyetinin sadece akciğer kanseriyle ilişkili bir risk olmadığını söyleyen Prof. Dr. Civelek, "Sigara içtiğinizde idrar torbasından tutun pankreasa, kalın bağırsağa, memeye kadar birçok organın kanser riski artıyor. Baş-boyun, ağız içerisindeki kanserler, dil kanseri, dudak kanseri, diş eti kanseri, yemek borusu ve yutak kanserlerinin riski de maalesef sigara içenlerde artıyor. Bir ev satın aldığınızda sigara içilmiş bir evse belki de sigorta şirketleri bunun değerini düşürecek. Bir araba aldığınızda sigara içilmiş bir araba alıyorsanız bu sizin sağlığınızı direkt etkilediği için belki de ilerleyen dönemlerde sigorta şirketleri bunları devreye sokup, sigara içilmiş bir arabanın maliyetini ya da değerini daha da azaltacak. Özellikle bebek ve çocuklar daha büyüme çağında olduğu için, hücreler daha hızlı çoğaldığı için ve önlerinde daha uzun bir ömür olduğu için kimyasal maddelere ne kadar az maruz kalırlarsa kanser riskleri o kadar daha az olacaktır. Sigaranın pasif maruziyeti hepimize zarar veriyor. Yüzeylere sinmiş olan sigara katmanı hepimize zarar veriyor. Sigara zararlarını sadece içenlerde değil, sigara dumanına maruz kalanlarda veya çok uzun süreler sigara içilen ortama girenlerde bile gösterebiliyor. O yüzden önerim öncelikle sigara yasaklarına sadece kamu alanlarında değil evimizde de uymamız gerektiği. Evinizde sigara içerseniz evinizdeki her eşya sizi kimyasal bir sızıntı olarak, kanser riski olarak geri dönüyor" diye konuştu. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/mobilya-ve-kiyafetlere-sinen-sigara-dumaninda-10-kat-fazla-kanser-riski</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 16:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/05/mobilya-ve-kiyafetlere-sinen-sigara-duma-1297520-385967-2.jpg" type="image/jpeg" length="53027"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Benlerdeki değişiklikler cilt kanseri belirtisi olabilir’]]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/benlerdeki-degisiklikler-cilt-kanseri-belirtisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/benlerdeki-degisiklikler-cilt-kanseri-belirtisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SON yıllarda cilt kanseri vakalarında artış gözlendiğini belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Eren benlerdeki değişimlerin dikkatle takip edilmesi gerektiğinin altını çizerek, “Bir benin şeklinin bozulması, kenarlarının düzensizleşmesi, renk değişikliği, büyüme, kaşıntı veya kanama gibi durumlar uyarıcı olabilir. Diğer benlerden farklı görünen lezyonlar mutlaka değerlendirilmelidir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Cilt kanseri, dünyada en sık görülen kanser türleri arasında yer alırken, son yıllarda görülme sıklığında da artış dikkat çekiyor. Medical Park İstanbul Onkoloji Hastanesi Dermatoloji (Cildiye) Uzmanı Dr. Gizem Eren, Mayıs Ayı Cilt Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, özellikle güneşin zararlı etkilerine karşı bilinçli olunması gerektiğini vurguladı.</p>

<p></p>

<p>Cilt kanserinin, derideki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıktığını belirten Dr. Eren, en önemli risk faktörünün ultraviyole (UV) ışınlarına maruz kalmak olduğunu söyledi. Açık tenli kişiler, sık güneş yanığı geçirenler, fazla sayıda beni olanlar, solaryum kullananlar ve ailesinde cilt kanseri öyküsü bulunan bireylerin daha yüksek risk altında olduğuna dikkat çekti.</p>

<p></p>

<p>‘GÖRÜLME SIKLIĞI ARTIYOR’</p>

<p>Son yıllarda cilt kanseri vakalarında artış gözlendiğini ifade eden Dr. Eren, “Güneşe maruz kalma süresinin artması, bronzlaşma alışkanlıkları, solaryum kullanımı ve yaşam süresinin uzaması bu artışın başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra toplumda farkındalığın artması ve erken tanı yöntemlerinin yaygınlaşması da daha fazla vakanın tespit edilmesini sağlıyor” dedi.</p>

<p></p>

<p>‘CİLT KANSERİ TÜRLERİ’</p>

<p>Cilt kanserinin farklı türleri olduğunu belirten Uzm. Dr. Eren, “En sık görülen bazal hücreli karsinom genellikle yavaş ilerler. Skuamöz hücreli karsinom ise daha agresif seyredebilir. Melanom ise daha nadir görülmesine rağmen en tehlikeli türdür ve hızlı yayılma potansiyeline sahiptir. Bu nedenle erken fark edilmesi hayati önem taşır” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>‘GÜNEŞ IŞINLARI DNA’YA ZARAR VERİYOR’</p>

<p>Güneşten gelen UV ışınlarının ciltte DNA hasarına yol açarak zamanla kanser gelişimini tetiklediğini vurgulayan Uzm. Dr. Eren, özellikle 10.00 ile 16.00 saatleri arasında güneşe maruz kalmanın riskli olduğunu söyledi. Uzm. Dr. Eren, “Çocukluk ve gençlik döneminde yaşanan tekrarlayan güneş yanıkları, ilerleyen yaşlarda cilt kanseri riskini belirgin şekilde artırır” dedi.</p>

<p></p>

<p>‘GÜNEŞ KREMİ ÖNEMLİ AMA TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL’</p>

<p>Güneş kremlerinin düzenli ve doğru kullanıldığında koruyucu olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Eren, “En az SPF 30 ve geniş spektrumlu ürünler tercih edilmeli. Güneşe çıkmadan önce sürülmeli ve 2-3 saatte bir yenilenmelidir. Ancak tek başına yeterli değildir; şapka, güneş gözlüğü ve koruyucu giysilerle desteklenmelidir” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>‘SOLARYUM KULLANIMINA DİKKAT EDİLMELİ’</p>

<p>Solaryum kullanımının cilt kanseri riskini artırdığına dikkat çeken Uzm. Dr. Eren, “Solaryum cihazları yoğun UV ışını yayar ve bu durum cilt hücrelerinde hasara yol açar. Özellikle genç yaşta başlanması riski daha da artırır. Dünya Sağlık Örgütü solaryumu kanserojen olarak sınıflandırmaktadır” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>‘BENLERDEKİ DEĞİŞİKLİKLER ÖNEMSENMELİ’</p>

<p>Cilt kanserinin erken belirtilerine de değinen Dr. Eren, özellikle benlerdeki değişimlerin dikkatle takip edilmesi gerektiğini söyleyerek şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>“Bir benin şeklinin bozulması, kenarlarının düzensizleşmesi, renk değişikliği, büyüme, kaşıntı veya kanama gibi durumlar uyarıcı olabilir. Diğer benlerden farklı görünen lezyonlar mutlaka değerlendirilmelidir.”</p>

<p></p>

<p>‘ERKEN TANI HAYAT KURTARIYOR’</p>

<p>Erken teşhisin tedavi başarısını doğrudan etkilediğini vurgulayan Dr. Eren, düzenli cilt kontrolünün önemine dikkat çekti. “Kişiler 3-6 ayda bir kendi ciltlerini kontrol etmeli. İyi aydınlatılmış bir ortamda, ayna yardımıyla tüm vücut gözden geçirilmeli. Yeni oluşan ya da değişim gösteren lezyonlar fark edildiğinde vakit kaybetmeden dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır. Erken evrede yakalanan cilt kanserleri genellikle tamamen tedavi edilebilir” dedi.</p>

<p></p>

<p>‘BASİT ÖNLEMLERLE KORUNMAK MÜMKÜN’</p>

<p>Cilt kanserinden korunmanın en etkili yolunun güneşten korunmak olduğunu belirten Uzm. Dr. Eren, günlük hayatta alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı: “Güneşin yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkmamak, düzenli güneş kremi kullanmak, şapka ve güneş gözlüğü takmak, gölgede kalmak ve solaryumdan uzak durmak riski önemli ölçüde azaltır. Ayrıca düzenli cilt kontrolleri de erken tanı açısından büyük önem taşır.”</p>

<p></p>

<p>Uzm. Dr. Eren, küçük önlemlerle büyük sağlık sorunlarının önüne geçilebileceğini belirterek, “Ciltte fark edilen en küçük değişiklik bile ihmal edilmemeli. Erken tanı, hayat kurtarır” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/benlerdeki-degisiklikler-cilt-kanseri-belirtisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 14:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/05/close-up-hand-holding-magnifying-glass.jpg" type="image/jpeg" length="63431"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dondurulmuş gıdayı çözdürürken dikkat edilmesi gerekenler]]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/dondurulmus-gidayi-cozdururken-dikkat-edilmesi-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/dondurulmus-gidayi-cozdururken-dikkat-edilmesi-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DONDURULMUŞ gıdaların pratiklik sayesinde mutfakların vazgeçilmezi olsa da yanlış taşınma ve hatalı çözündürme yöntemlerinin sinsi sağlık risklerini beraberinde getirdiğini söyleyen Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Hale Handan Sarıkaya, soğuk zincirin kırılmasıyla ortaya çıkan bakteriyel toksin tehlikesine dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Dondurulmuş gıdaların taşınmasında soğuk zincirin mutlaka korunması gerektiğini belirten Medipol Sağlık Grubu'ndan Uzm. Dr. Hale Handan Sarıkaya, “Market alışverişinde dondurulmuş ürünler en son alınmalı ve mümkünse yalıtımlı çantalarda, buz aküleriyle birlikte en kısa sürede eve ulaştırılmalıdır. Özellikle çözünmeye başlayan gıdalarda hızlı bakteri oluşumu için çok uygun bir zemin hazırlanıyor" dedi.</p>

<p>'EN SAĞLIKLI ÇÖZÜNDÜRME YÖNTEMİ BUZDOLABI'</p>

<p>Dondurulmuş gıdaların çözündürülmesinde en güvenli yöntemin buzdolabı olduğunu aktaran Dr. Sarıkaya, “Eksi 18 dereceden çıkarılan gıdanın, buzdolabında artı 4 derecede yaklaşık 24 saat içinde yavaşça çözülmesi en sağlıklı yöntemdir. Daha hızlı çözündürme gerektiğinde ise su geçirmez ambalaj içinde soğuk su yöntemi kullanılabilir. Mikrodalga kullanımı ise son seçenek olmalı. Bu yöntemde çözünen gıdanın hemen pişirilmesi gerekir" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ODA SICAKLIĞI UYARISI</p>

<p>En sık yapılan hatalardan birinin gıdaların oda sıcaklığında çözündürülmesi olduğunu söyleyen Dr. Sarıkaya, “Gıdanın dış yüzeyi hızla çözünürken bakteriyel çoğalma başlar. Bu durum ciddi sağlık riskleri oluşturabilir. Özellikle sıcak suyla çözündürme de benzer şekilde risklidir. Gıdalarda yalnızca bakteri değil, bakterilerin oluşturduğu toksinler de risk taşıyor. Pişirme işlemi bakterilerin çoğunu yok etse de bakteriyel toksinler kalabilir. Bu toksinler uzun vadede vücutta inflamasyona, hücre hasarına ve çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>'ÇÖZÜNEN GIDA TEKRAR DONDURULMAMALI'</p>

<p>Çözündürülmüş gıdaların tekrar dondurulmasının önerilmediğini belirten Dr. Sarıkaya, “Sağlıklı koşullarda buzdolabında çözünen gıdalar teorik olarak yeniden dondurulabilir ancak bu durum gıdanın besin değerini düşürür. Oda sıcaklığında çözünen gıdalar ise kesinlikle tekrar dondurulmamalıdır. Sağlıklı ve güvenli beslenme için dondurulmuş gıdaların doğru yöntemlerle çözündürülmesi gerekir. En doğru yaklaşım, gıdayı kontrollü şekilde çözdürüp kısa sürede tüketmektir" diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/dondurulmus-gidayi-cozdururken-dikkat-edilmesi-gerekenler</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 12:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/05/composition-delicious-frozen-food.jpg" type="image/jpeg" length="97267"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından gebelere çiğ süt uyarısı]]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/uzmanindan-gebelere-cig-sut-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/uzmanindan-gebelere-cig-sut-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GEBELİKTE bazı gıdaların enfeksiyon veya toksin riski nedeniyle dikkatli tüketilmesi gerektiğine değinen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Ezgi Oktay, “Çiğ veya az pişmiş et ve yumurta, çiğ süt ve pastörize edilmemiş süt ürünleri, çiğ balık ve sushi gibi gıdalar gebelikte risk oluşturabilir. İyi yıkanmamış sebzeler de bazı enfeksiyonlara yol açabilir. Yüksek cıva içerebilen bazı büyük balıklar da gebelikte sınırlı tüketilmelidir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Gebelik sürecinde beslenme düzeninin anne ve bebek sağlığı üzerinde doğrudan etkili olduğunu söyleyen Medical Park TEM Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Ezgi Oktay, bu dönemde alınan besinlerin bebeğin gelişiminde önemli rol oynadığını belirtti.</p>

<p></p>

<p>Gebeliğin anne vücudunun hem kendi ihtiyaçlarını hem de gelişmekte olan bebeğin gereksinimlerini karşılamak zorunda olduğu özel bir dönem olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Oktay, “Bu süreçte alınan besinler bebeğin organ gelişimi, beyin gelişimi, kemik yapısı ve bağışıklık sistemi üzerinde doğrudan etkilidir” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Yeterli ve dengeli beslenmenin gebelik sürecinde ortaya çıkabilecek bazı risklerin azaltılmasına yardımcı olduğunu belirten Op. Dr. Oktay, “Dengeli beslenme düşük doğum ağırlığı, erken doğum ve bazı doğumsal anomalilerin görülme riskini azaltabilir. Aynı zamanda anne adayında gelişebilecek kansızlık gibi sorunların önlenmesine de katkı sağlar” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>‘EN SIK YAPILAN HATA İKİ KİŞİLİK YEMEK DÜŞÜNCESİ’</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gebelikte en sık yapılan beslenme hatalarından birinin “iki kişilik yemek” anlayışı olduğunu belirten Op. Dr. Ezgi Oktay, “Gebelikte en sık karşılaştığımız hatalardan biri daha fazla yemek ile daha doğru beslenmek arasındaki farkın gözden kaçmasıdır. İki kişilik yemek düşüncesiyle gereğinden fazla kalori almak, protein ve sebze tüketiminin yetersiz olması, şekerli ve paketli gıdaların sık tüketilmesi, demir ve folat açısından zengin gıdaların ihmal edilmesi, öğün atlamak veya uzun süre aç kalmak ve yetersiz sıvı tüketimi en sık karşılaştığımız hatalar arasındadır” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Enerji ihtiyacının gebeliğin dönemlerine göre farklılık gösterdiğini ifade eden Op. Dr. Oktay, “İlk trimesterde genellikle ek kalori ihtiyacı yoktur ya da çok azdır. İkinci trimesterde günlük yaklaşık 300-350 kilokalori, üçüncü trimesterde ise yaklaşık 450 kilokalori ek enerji gereksinimi oluşur. Bu artış büyük bir öğün anlamına gelmez. Küçük ve dengeli ek besinlerle bu ihtiyacın karşılanabilir” dedi.</p>

<p></p>

<p>‘BAZI BESİN ÖĞELERİ GEBELİKTE KRİTİK ÖNEME SAHİPTİR’</p>

<p>Gebelik döneminde bazı besin öğelerinin özellikle önemli olduğunu vurgulayan Op. Dr. Oktay, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>“Protein, demir, kalsiyum ve folik asit gebelikte kritik öneme sahip besin öğeleridir. Protein tüketimi bebeğin doku, kas ve organ gelişimi için gereklidir. Protein aynı zamanda plasenta ve amniyon sıvısının oluşumunda da rol oynar. Demir ihtiyacı gebelikte artabilir. Yetersiz demir alımı annede kansızlığa ve bebeğe giden oksijen miktarında azalmaya yol açabilir. Bazı durumlarda erken doğum riskini de artırabilir. Kalsiyum ise bebeğin kemik ve diş gelişimi için önemlidir. Yeterli kalsiyum alınmadığında bebek ihtiyacını annenin kemiklerinden karşılayabilir. Folik asit özellikle gebeliğin erken döneminde bebeğin sinir sistemi gelişimi için kritiktir. Folik asit eksikliği bazı nöral tüp defektleri ile ilişkilendirilir.”</p>

<p>‘BAZI GIDALARA DİKKAT EDİLMELİ’</p>

<p>Gebelikte bazı gıdaların enfeksiyon veya toksin riski nedeniyle dikkatli tüketilmesi gerektiğini söyleyen Op. Dr. Ezgi Oktay, “Çiğ veya az pişmiş et ve yumurta, çiğ süt ve pastörize edilmemiş süt ürünleri, çiğ balık ve sushi gibi gıdalar gebelikte risk oluşturabilir. İyi yıkanmamış sebzeler de bazı enfeksiyonlara yol açabilir. Yüksek cıva içerebilen bazı büyük balıklar da gebelikte sınırlı tüketilmelidir” dedi.</p>

<p></p>

<p>‘ŞEKERLİ VE PAKETLİ GIDALAR RİSK OLUŞTURABİLİR’</p>

<p>Şekerli ve ultra işlenmiş gıdaların genellikle yüksek kalori içerdiğini ancak besin değerlerinin düşük olduğunu belirten Op. Dr. Oktay, “Bu tür gıdaların aşırı tüketimi gereğinden fazla kilo alımına, kan şekerinde ani yükselmelere ve gebelik diyabeti riskinde artışa yol açabilir” dedi. Ayrıca bu durumun bebeğin normalden büyük doğması olarak tanımlanan makrozomi riskini de artırabileceğini belirten Op. Dr. Oktay, mümkün olduğunca doğal ve işlenmemiş gıdaların tercih edilmesini önerdi.</p>

<p></p>

<p>‘KAFEİN TAMAMEN YASAK DEĞİL’</p>

<p>Gebelikte kafein tüketiminin tamamen yasak olmadığını ancak sınırlı olması gerektiğini kaydeden Op. Dr. Oktay, “Genellikle güvenli kabul edilen sınır günlük yaklaşık 200 miligram kafeindir. Bu miktar yaklaşık olarak bir ila iki fincan filtre kahveye veya iki üç fincan Türk kahvesine karşılık gelebilir. Çay, çikolata ve bazı içeceklerin de kafein içerdiğinin unutulmamalıdır” açıklamasında bulundu.</p>

<p></p>

<p>‘TAKVİYELER HEKİM ÖNERİSİYLE KULLANILMALI’</p>

<p>Gebelikte bazı vitamin ve mineral ihtiyaçlarının yalnızca beslenmeyle karşılanamayabileceğini dile getiren Op. Dr. Oktay, “Bu nedenle çoğu gebelikte hekim önerisiyle bazı takviyeler kullanılabilir. Folik asit, demir, D vitamini ve bazı durumlarda iyot veya omega-3 takviyeleri önerilir. Ancak her takviye herkes için gerekli değildir. Takviye kullanımı mutlaka hekim önerisiyle ve bireysel ihtiyaçlara göre planlanmalıdır” dedi.</p>

<p></p>

<p>‘BESLENME BEBEĞİN GELİŞİMİNİ DOĞRUDAN ETKİLER’</p>

<p>Yetersiz veya dengesiz beslenmenin bebeğin büyüme ve gelişimini doğrudan etkileyebileceğini belirten Op. Dr. Oktay, “Yetersiz beslenme düşük doğum ağırlığı, gelişme geriliği, bazı doğumsal anomaliler ve erken doğum riskinde artış gibi sorunlara yol açabilir. Bazı çalışmalar gebelik dönemindeki beslenme alışkanlıklarının çocuğun ilerleyen yaşlardaki metabolik hastalık riskleri üzerinde de etkili olabileceğini göstermektedir” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>‘SAĞLIKLI GEBELİK İÇİN DENGELİ BESLENME ŞART’</p>

<p>Anne adaylarına beslenme konusunda önerilerde bulunan Op. Dr. Ezgi Oktay, “Sağlıklı bir gebelik için beslenmede temel prensip çeşitlilik ve dengedir. Gün içinde düzenli ve dengeli öğünler tüketmek, protein kaynaklarına her öğünde yer vermek, bol sebze ve meyve tüketmek ve yeterli su içmek önemlidir. Unutulmamalıdır ki gebelikte beslenme yalnızca kilo kontrolü için değil, anne ve bebeğin uzun vadeli sağlığı için önemli bir yatırımdır” dedi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/uzmanindan-gebelere-cig-sut-uyarisi</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 11:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/04/pregnant-woman-feeling-delight-joy-enjoying-great-taste-fresh-baked-cookies-drinking-warm-milk-closing-eyes-smiling-holding-glass-cookie-sitting-near-kitchen-table-kopyasi.png" type="image/jpeg" length="40643"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Yapay zeka, tüp bebek tedavisinde gebelik şansını artırıyor’]]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/yapay-zeka-tup-bebek-tedavisinde-gebelik-sansini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/yapay-zeka-tup-bebek-tedavisinde-gebelik-sansini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Meryem Eken, “Yapay zeka; hücre bölünme dakikası, hücrelerin geometrik simetrisi, vakoul varlığı, genişleme hızı, fragmantasyon (parçalanma) oranları ve bölünme senkronizasyonu gibi hayati değerleri biriktirerek bir skor oluşturur. Bu analizler sonucunda belirlenen embriyoların transfer edilmesi durumunda, tutunma olasılığında yüzde 15-20 artış potansiyeli gözlenmiştir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="‘ Y A P A Y Z E K A T U P B E B E K T E D A V I S I N D E G E B E L 1268554 377550" height="1957" src="https://sonbirsozcom.teimg.com/sonbirsoz-com/uploads/2026/04/y-a-p-a-y-z-e-k-a-t-u-p-b-e-b-e-k-t-e-d-a-v-i-s-i-n-d-e-g-e-b-e-l-1268554-377550.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1100" /></p>

<p></p>

<p>YAPAY zekanın, sürekli embriyo izleme yöntemini (time-lapse) kullanarak insan gözünün fark edemeyeceği kadar küçük detayları milyonlarca veriyle karşılaştırdığını belirten Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Meryem Eken, “Yapay zeka; hücre bölünme dakikası, hücrelerin geometrik simetrisi, vakoul varlığı, genişleme hızı, fragmantasyon (parçalanma) oranları ve bölünme senkronizasyonu gibi hayati değerleri biriktirerek bir skor oluşturur. Bu analizler sonucunda belirlenen embriyoların transfer edilmesi durumunda, tutunma olasılığında yüzde 15-20 artış potansiyeli gözlenmiştir” dedi.</p>

<p>Üreme sağlığı alanında son yılların en heyecan verici gelişmesi olan yapay zeka (YZ) teknolojisinin, tüp bebek laboratuvarlarında yeni bir standart getirdiğini belirten Medical Park Göztepe Hastanesi Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Meryem Eken, yapay zekanın sadece bir teknoloji değil, tedavi başarısını doğrudan etkileyen bir "karar destek mekanizması" haline geldiğini vurgulayarak önemli açıklamalarda bulundu.</p>

<p>‘KRİTİK KARARLARI OBJEKTİF VERİLERE DAYANDIRIYOR’</p>

<p>Prof. Dr. Meryem Eken, yapay zeka teknolojisinin özellikle laboratuvar aşamasındaki kritik kararları objektif verilere dayandırdığını belirtti. Tüp bebek tedavilerinde yapay zekanın, özellikle laboratuvar aşamasındaki kararları insani öznellikten arındırarak başarı oranını artırmak amacıyla kullanıldığının altını çizen Prof. Dr. Eken, “Geleneksel yöntemlerde embriyologların gözle yaptığı değerlendirmeler ne kadar tecrübeli olurlarsa olsunlar sınırlıdır. Ancak yapay zeka, binlerce veri noktasını aynı anda tarayarak bu süreci çok daha hassas hale getirir. Geçmişte başarılı olmuş, yani sağlıklı doğumla sonuçlanmış binlerce embriyo görüntüsü ile eğitilen algoritmalar sayesinde, hangi embriyonun rahme tutunma ihtimalinin en yüksek olduğunu yüksek doğrulukla tahmin edebiliyoruz" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplumda yapay zekanın doktorun yerini alıp almayacağı sorusuna da açıklık getiren Prof. Dr. Eken, bu teknolojinin 'karar verici' rolünü şu sözlerle tanımladı: "Yapay zeka bir doktor veya bir embriyolog değildir. Fakat onların en doğru kararı vermeleri için süper güçlü bir büyüteç ve benzersiz bir istatistiksel rehberdir. İşin klinik tarafı tamamen kişiye özel bir tedavi yaklaşımı gerektirdiği için, yapay zeka kullanımı şu an daha çok laboratuvar ağırlıklıdır. Laboratuvarda verilecek kritik kararlar önce yapay zeka süzgecinden geçirilir, ardından bu verilerle paralel doğrultuda uzman görüşü alınarak uygulama safhasına geçilir."</p>

<p>‘GELENEKSEL YÖNTEMLER YETERSİZ KALABİLİYOR’</p>

<p>Geleneksel embriyo seçim yöntemleri ile yapay zeka arasındaki uçurumu verilerle açıklayan Prof. Dr. Eken, "Geleneksel embriyo seçim yöntemi uzmandan uzmana değişebilir. Bir embriyoloğun 'çok iyi' dediğine bir diğeri farklı bir not verebilir; dolayısıyla verilere dayalı standart bir analiz yapma şansı yoktur. Daha da önemlisi, geleneksel yöntemde embriyo sadece belirli saatlerde inkübatörden dışarı çıkarılıp bakılır. 5 günlük gelişim sürecinde bir embriyo, insan gözüyle ortalama en fazla 2-3 dakika analiz edilebilir. Oysa yapay zeka entegreli sistemlerimizde 5 gün boyunca, yani 120 saat kesintisiz olarak veri akışı sağlanır ve her an değerlendirilir. Embriyolog embriyoya baktığı zaman sadece o anki 'fotoğrafı' görür; ancak yapay zeka embriyonun tüm 'filmine' hakimdir ve her hareketini analiz ederek uzmanlarımıza raporlar" dedi.</p>

<p>‘İNSAN GÖZÜNÜN GÖREMEDİĞİ DETAYLARA İNİYOR’</p>

<p>Yapay zekanın analiz gücünün derinliği hakkında bilgi veren Prof. Dr. Eken, skorlama sisteminin nasıl çalıştığını şu teknik detaylarla aktardı: "Yapay zeka, sürekli embriyo izleme yöntemini (time-lapse) kullanarak insan gözünün fark edemeyeceği kadar küçük detayları milyonlarca veriyle karşılaştırır. Hücre bölünme dakikası, hücrelerin geometrik simetrisi, vakoul varlığı, genişleme hızı, fragmantasyon (parçalanma) oranları ve bölünme senkronizasyonu gibi hayati değerleri biriktirerek bir skor oluşturur. Bu analizler sonucunda belirlenen embriyoların transfer edilmesi durumunda, tutunma olasılığında %15-20 artış potansiyeli gözlenmiştir. Bu, tüp bebek gibi hassas bir tedavide çok ciddi ve devrimsel bir orandır."</p>

<p>NON-İNVAZİV YAKLAŞIM VE KONFORLU GELİŞİM</p>

<p>Yapay Zeka yönteminin hastalar için en büyük avantajlarından birinin "non-invaziv" yani hiçbir müdahale gerektirmeyen yapısı olduğunu belirten Prof. Dr. Eken, "Yapay zeka ile embriyo seçimi, embriyoya veya gelişim sürecine hiçbir zarar vermez. Hatta yapay zeka için kullandığımız time-lapse inkübatörler, embriyonun dış çevre ile ilişkisini kestiği için çok daha stabil ve kararlı bir ortam oluşturur. Embriyo hiçbir şekilde ısı değişimi, stres veya çevresel faktörlere maruz kalmaz. Bu kararlı ortam embriyonun kaliteli gelişimini destekler ve sonuçlara doğrudan pozitif yansır. Bu yüzden yaşı veya geçmiş tedavi öyküsü ne olursa olsun tüm hasta gruplarına bu yöntemi şiddetle tavsiye ediyoruz" diye konuştu.</p>

<p>GENETİK TESTLER (PGT) İLE ARASINDAKİ TEMEL FARKLAR</p>

<p>Yapay zekanın genetik testlerle (PGT) karıştırılmaması gerektiğini sözlerine ekleyen Prof. Dr. Meryem Eken, iki yöntem arasındaki farkları şöyle açıkladı: "Genetik testlerde temel amaç, kromozom sayılarını inceleyerek embriyonun genetik bir hastalık taşıyıp taşımadığını belirlemek ve genetik olarak sağlıklı olanı bulmaktır. Yapay zekada ise gelişim hızı, morfokinetik hareketlilik ve bölünme kalitesi analiz edilerek 'gebelik potansiyeli' en yüksek olan embriyo hedeflenir. Genetik tanı invazif bir yöntemdir (biyopsi gerektirir), yapay zeka ise tamamen müdahalesizdir. Özellikle monogenetik hastalıklarda PGT-M yönteminin bir alternatifi yoktur; ancak bu hasta gruplarında dahi yapay zekalı takip sistemi, hastaya daha fazla ve kaliteli embriyo oluşması bakımından kritik bir fayda sağlar."</p>

<p>‘VERİ GİZLİLİĞİ İÇİN EN SIKI GÜVENLİK DENETİMLERİ YAPILIYOR’</p>

<p>Hastaların bu yeni teknolojiye yaklaşımının oldukça pozitif olduğunu belirten Prof. Dr. Eken, etik ve yasal sorumluluklara da dikkat çekti: "Hem biz uzmanlar hem de hastalarımız başarı oranını artıran her türlü teknolojiye sıcak bakıyoruz. Hastalarımızın, yapay zekanın doktor ve embriyolog gözetiminde bir destek aracı olarak kullanılması konusunda oldukça hevesli olduklarını gözlemliyoruz. Bu noktada veri gizliliği bizim için sadece yasal bir zorunluluk değil, en temel etik kuralımızdır. Bütün görüntüler ve veriler, KVKK (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu) uyarınca en sıkı güvenlik denetimleri altında saklanır. Embriyo görüntüleri sadece kişinin kendi tedavisi için kullanılır ve kesinlikle üçüncü taraflarla paylaşılmaz. Bu süreçteki şeffaflığımız ve veri güvenliğine verdiğimiz önem, kalite standartlarımızın bir göstergesidir."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/yapay-zeka-tup-bebek-tedavisinde-gebelik-sansini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 11:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/04/human-fetus-prenatal-development-stage-womb.jpg" type="image/jpeg" length="36054"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Gece tuvalete kalkmak prostatın ilk sinyali olabilir']]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/gece-tuvalete-kalkmak-prostatin-ilk-sinyali-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/gece-tuvalete-kalkmak-prostatin-ilk-sinyali-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ÖZELLİKLE 40 yaş sonrası erkeklerde görülen gün içinde sık tuvalete gitme ihtiyacı, gece uykudan uyandıran idrar hissi ve idrar yaparken zorlanma gibi şikayetlerin çoğu zaman basit bir sorun veya yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görüldüğünü söyleyen Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Onur Danacıoğlu, bu belirtilerin en önemli nedenlerinden birinin iyi huylu prostat büyümesi olduğunu belirterek uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Medipol Mega Üniversite Hastanesi'nden Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Onur Danacıoğlu, iyi huylu prostat büyümesinin erken belirtilerine dikkat çekerek hastaların modern tedavi yöntemleriyle eski yaşam konforuna kavuşabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>‘SIK İDRARA ÇIKMANIN ALTINDA FARKLI NEDENLER VAR’</p>

<p>Erkeklerde özellikle 40 yaş sonrasında sık idrara çıkma şikayetinin yaygınlaştığını belirten Doç. Dr. Danacıoğlu, “Hastalarımız genellikle gündüz sık tuvalete gitme, gece birkaç kez idrara kalkma, idrar akımında zayıflama ve mesanenin tam boşalmadığı hissiyle başvuruyor. Bu şikayetler yalnızca prostatla sınırlı değil. Kontrolsüz diyabet, aşırı sıvı tüketimi, kafeinli içecekler ve aşırı aktif mesane gibi farklı nedenler de bu tabloya yol açabiliyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>‘EN SIK NEDEN İYİ HUYLU PROSTAT BÜYÜMESİ’</p>

<p>Orta yaş ve üzerindeki erkeklerde en önemli nedenlerden birinin iyi huylu prostat büyümesi olduğunu aktaran Doç. Dr. Danacıoğlu, “Prostat bezi mesanenin hemen altında yer alır ve idrar kanalını çevreler. Yaş ilerledikçe büyüyen prostat dokusu idrar kanalını daraltarak idrar yapmayı zorlaştırır” dedi. Doç. Dr. Danacıoğlu, bu durumun zamanla sık idrara çıkma, gece uyanma, kesik kesik idrar yapma ve tam boşalamama hissine yol açtığını belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Günümüzde prostat tedavisinde modern yöntemlerin ön plana çıktığını ifade eden Doç. Dr. Danacıoğlu, “HoLEP (HolmiumLazer Prostat Enükleasyonu) yöntemi öne çıkan tekniklerden biridir. Bu yöntemde büyümüş prostat dokusunu lazer yardımıyla kapalı şekilde herhangi bir açık ameliyat kesisi yapılmadan, idrar kanalından endoskopik olarak gerçekleştiriliyor. HoLEP yönteminin en önemli avantajlarından biri prostat dokusunun tamamen temizlenebilmesidir. Bu sayede idrar akımı belirgin şekilde düzeliyor ve şikayetler büyük oranda ortadan kalkıyor. Ayrıca bu yöntem büyük prostatlarda da uygulanabiliyor. Hastanede kalış süresi de azalırken, hastalarımız hızlı bir şekilde günlük yaşamlarına dönebilir. Uzun vadeli başarı oranı da oldukça yüksekken, tekrar ameliyat ihtiyacı oldukça düşük bir yöntem” dedi.</p>

<p>‘BU BELİRTİLERİ HAFİFE ALMAYIN’</p>

<p>Sık idrara çıkma ve idrar yapma zorluğu gibi şikayetlerin prostat büyümesinin erken belirtileri olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Danacıoğlu, bu tür durumlarda zaman kaybetmeden bir üroloji uzmanına başvurulması gerektiğini belirtti. Erken tanı ve doğru tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini ifade ederek sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/gece-tuvalete-kalkmak-prostatin-ilk-sinyali-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/04/sleepless-mature-man-contemplating-while-sitting-ned-night.jpg" type="image/jpeg" length="50248"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Mevsim geçişi ve kalabalıklar enfeksiyon riskinin artırıyor’]]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/mevsim-gecisi-ve-kalabaliklar-enfeksiyon-riskinin-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/mevsim-gecisi-ve-kalabaliklar-enfeksiyon-riskinin-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MEVSİMSEL geçişler ve okulların açık olmasıyla birlikte toplu yaşam alanlarında enfeksiyon riskinin hızla arttığını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gulnara Heydarova, “Bu dönemlerde çocuklarda sıklıkla görülen ve ağır seyredebilen ani ishal ile kusma vakalarının altından genellikle nörovirüs tehlikesi çıkıyor” dedi. Virüsün çocukların vücut direncini saatler içinde düşürdüğünü söyleyen Dr. Heydarova, hastalığın belirtileri ve tedavi süreci hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Okul ve kreş gibi kalabalık ortamlarda hızla yayılan nörovirüsün son dönemde çocuk sağlığını tehdit eden en önemli enfeksiyonlardan biri haline geldiğini ifade eden Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesi’nden Dr. Gulnara Heydarova nörovirüsün belirtileri, bulaş yolları ve tedavi süreciyle ilgili ailelerin dikkat etmesi gereken noktaları anlattı.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>‘EN BÜYÜK TEHLİKE SIVI KAYBI’</p>

<p>Nörovirüsün genellikle ani başlayan şikayetlerle kendini gösterdiğini belirten Dr. Heydarova, “Hastalık daha çok ishal, kusma, karın ağrısı ve ateş gibi belirtilerle seyreder. Küçük çocuklarda özellikle ani ve tekrarlayan kusma ön plandadır. Virüsün en önemli özelliği, çok küçük bir miktarının bile şiddetli hastalık yapmaya yetmesidir. Bu nedenle kısa sürede ciddi sıvı kaybına yol açabilir. Çocuk sağlığı açısından en kritik nokta sıvı kaybıdır. Çocuklarda idrar miktarında azalma, ağız kuruluğu, gözyaşında azalma gibi bulgular varsa, halsiz görünüyorsa, beslenemiyorsa ve uykuya meyilliyse vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” dedi.</p>

<p></p>

<p>‘ÇOK HIZLI BULAŞIYOR’</p>

<p>Nörovirüsün bulaşma hızının oldukça yüksek olduğuna da değinen Dr. Heydarova, “Okul, kreş gibi kalabalık ortamlarda virüs çok kolay yayılır. Kapı kolları, ortak kullanılan yüzeyler ve oyuncaklar bile bulaş için yeterlidir. Enfekte olan tek bir çocuk, kısa sürede ailedeki diğer bireylere de hastalığı bulaştırabilir. Nörovirüs tedavisinde en sık yapılan hatalardan biri gereksiz antibiyotik kullanımıdır. Bu hastalık viral kaynaklıdır ve antibiyotiklerin tedavide hiçbir yeri yoktur. En etkili tedavi kaybedilen sıvının yerine konmasıdır. Aileler, çocuklarının bol sıvı almasına özen göstermelidir. Nörovirüs genellikle birkaç gün içinde kendiliğinden iyileşir. Ancak çocuklarda sıvı kaybı çok hızlı gelişebildiği için ailelerin belirtileri yakından takip etmesi büyük önem taşır. Erken müdahale hastalığın seyrini kolaylaştırır” diye konuştu.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/mevsim-gecisi-ve-kalabaliklar-enfeksiyon-riskinin-artiriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 12:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/04/kalabalik2.png" type="image/jpeg" length="83606"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['ALS fark edilmeden ilerliyor, kesin tedavi yok']]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/als-fark-edilmeden-ilerliyor-kesin-tedavi-yok</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/als-fark-edilmeden-ilerliyor-kesin-tedavi-yok" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ÜNLÜ yapımcı Erol Köse’nin hayatını kaybetmesinin ardından ALS hastalığı gündeme geldi. ALS’nin günümüzde kökten bir tedavisinin bulunmadığını belirten Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Fikret Aysal, “Mevcut tedaviler hastalığın seyrini yavaşlatmaya yönelik. Hastalığın ilerleyici bir yapısı var. Bazı özel vakalarda hastalık çok daha uzun süreli seyredebiliyor. ALS tanısı alan hastalarda psikolojik süreç de büyük önem taşıyor. Hastalar tanı sonrası ciddi bir duygusal yük yaşayabiliyor” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="Als" height="733" src="https://sonbirsozcom.teimg.com/sonbirsoz-com/uploads/2026/03/als.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1100" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Motor nöron hastalığı olarak da bilinen Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS), beyin ve omurilikteki sinir hücrelerini etkileyerek kas güçsüzlüğüne yol açan ilerleyici bir nörodejeneratif hastalık olarak öne çıkıyor. Medipol Sağlık Grubu’ndan Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Fikret Aysal hastalığın nedenleri, belirtileri ve süreci hakkında bilgiler paylaştı.</p>

<p></p>

<p>‘ALS MOTOR NÖRONLARIN KAYBIYLA İLERLİYOR’</p>

<p>ALS’nin nörodejeneratif bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Aysal, hastalığın temelinde beyin, beyin sapı ve omurilikteki motor nöronların kaybının yattığını söyledi. Hastalığın büyük çoğunluğunun nedeni bilinmeyen, sporadik vakalardan oluştuğunu ifade eden Doç. Dr. Aysal, “Vakaların yaklaşık yüzde 5-10’u genetik özellik gösterir. Ancak çoğunlukta belirgin bir neden saptanamaz. Hastalık bazen sadece üst motor nöronları, bazen alt motor nöronları tutabilir ancak en sık her ikisinin birlikte etkilendiği tablo görülür” dedi.</p>

<p></p>

<p>‘KESİN TEDAVİ YOK, SÜREÇ KONTROL ALTINA ALINIYOR’</p>

<p>ALS’nin günümüzde kökten bir tedavisinin bulunmadığını ifade eden Doç. Dr. Aysal, “Mevcut tedaviler hastalığın seyrini yavaşlatmaya yönelik. Hastalığın ilerleyici bir yapısı var. Ortalama yaşam süresi 2 ila 5 yıl arasında değişse de bu süre hastadan hastaya farklılık gösterebilir. Çok hızlı ilerleyen vakalar olduğu gibi, uzun yıllar yaşayan hastalar da vardır. Stephen Hawking hastalığa bir örnek. Bazı özel vakalarda hastalık çok daha uzun süreli seyredebiliyor. ALS tanısı alan hastalarda psikolojik süreç de büyük önem taşıyor. Hastalar tanı sonrası ciddi bir duygusal yük yaşayabiliyor. Bu hastalarda depresyon gelişme riski oldukça yüksektir. Bu nedenle yalnızca fiziksel değil, psikiyatrik destek de tedavinin önemli bir parçasıdır” diyen Aysal, multidisipliner yaklaşımın önemine değindi.</p>

<p></p>

<p>‘BİRDEN FAZLA BRANŞIN TAKİBİ GEREKİYOR’</p>

<p>ALS hastalarının yalnızca nöroloji değil, birçok farklı branş tarafından birlikte takip edilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Aysal, “Bu süreçte nörologlar koordinasyonu sağlar ancak fizik tedavi, göğüs hastalıkları, gastroenteroloji, genel cerrahi ve psikiyatri gibi birçok branşın desteği gerekir. Tedavide temel amacımız hastanın ağrı ve sıkıntılarını azaltmak, konforunu sağlamak ve süreci mümkün olduğunca uzatmaktır. Bugün için kesin bir tedavi yok ancak bilimsel çalışmalar hızla devam ediyor. Önümüzdeki yıllarda bu hastalık için daha etkili tedavilerin bulunacağına inanıyoruz” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/als-fark-edilmeden-ilerliyor-kesin-tedavi-yok</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 12:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/03/als2.png" type="image/jpeg" length="36744"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Çoğu zaman endoskopi ve kolonoskopi yapılmasının nedeni, gereksiz yere kullanılan aspirin']]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/cogu-zaman-endoskopi-ve-kolonoskopi-yapilmasinin-nedeni-gereksiz-yere-kullanilan-aspirin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/cogu-zaman-endoskopi-ve-kolonoskopi-yapilmasinin-nedeni-gereksiz-yere-kullanilan-aspirin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SAMSUN Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nden (OMÜ) Dr. Öğr. Üyesi Özgür Kılıç, son yıllarda artan aspirin kullanımına ilişkin, "Aspirin kullanan bazı hastalar bize halsizlik ve çabuk yorulma gibi şikayetlerle başvurabiliyor. Bu durumlarda hastalarda mide veya bağırsak kaynaklı kanama olup olmadığını araştırmak için endoskopi ve kolonoskopi gibi tetkikler yapmak zorunda kalıyoruz. Çoğu zaman bu tetkiklerin nedeni, gereksiz yere kullanılan aspirindir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>OMÜ Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü İç Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Özgür Kılıç, "Son yıllarda aspirin kullanımı konusunda toplumda ciddi bir kafa karışıklığı olduğunu görüyoruz. Uzun yıllar boyunca kalp hastalığı riski taşıyan kişilere koruyucu amaçla düşük doz aspirin kullanımı önerilirdi. Ancak son yıllarda yapılan geniş ve güçlü bilimsel çalışmalar, kalp krizi veya inme geçirmemiş kişilerde aspirinin koruyucu amaçla rutin kullanımının çoğu zaman beklenen faydayı sağlamadığını, buna karşılık bazı önemli riskler oluşturabileceğini ortaya koydu. Bu nedenle modern tıp rehberlerinde bu yaklaşım, büyük ölçüde terk edildi" diye konuştu.</p>

<p>EN ÖNEMLİ YAN ETKİSİ, KANAMA RİSKİ</p>

<p>Dr. Kılıç, "Aspirin aslında çok önemli bir ilaçtır. Çünkü trombosit dediğimiz pıhtılaşma hücrelerinin birbirine yapışmasını engeller. Bu sayede damar içinde pıhtı oluşumunu azaltır. Bu nedenle kalp krizi geçirmiş, stent takılmış veya inme geçirmiş hastalarda damarların yeniden tıkanmasını önlemek için yaygın olarak kullanılır. Bu durumlarda aspirin gerçekten hayat kurtarıcı bir ilaçtır. Ancak her ilaç gibi aspirinin de faydalı etkilerinin yanında yan etkileri vardır. En önemli yan etkilerinden biri, kanama riskidir. Özellikle mide ve bağırsak sisteminde kanamaya neden olabilir. Bazen büyük bir kanama şeklinde ortaya çıkabilir, bazen de fark edilmeyen küçük kanamalar yaparak zamanla demir eksikliği anemisine yol açabilir. Bu nedenle uzun süre aspirin kullanan bazı hastalar bize halsizlik ve çabuk yorulma gibi şikayetlerle başvurabiliyor. Bu durumlarda hastalarda mide veya bağırsak kaynaklı kanama olup olmadığını araştırmak için endoskopi ve kolonoskopi gibi tetkikler yapmak zorunda kalıyoruz. Çoğu zaman bu tetkiklerin nedeni, gereksiz yere kullanılan aspirindir. Bu durum hem hastalar için fiziksel ve psikolojik stres oluşturmakta hem de sağlık sistemi açısından gereksiz iş yükü ve maliyet yaratmaktadır" dedi.</p>

<p>'DÜŞÜK DOZ ASPİRİN DE CİDDİ KANAMALARA NEDEN OLABİLİR'</p>

<p>Pandemide aspirin kullanımının arttığını söyleyen Dr. Kılıç, "O dönemde bazı kişiler, COVID-19'un pıhtılaşma riskini artırabileceği düşüncesi ile kendi kendilerine aspirin kullanmaya başladılar. Ancak bugün geldiğimiz noktada, o dönemde başlanmış olan aspirinin mutlaka bir uzman doktor tarafından yeniden değerlendirilmesi gerekir. Gereksiz yere devam edilmesi doğru değildir. Bir diğer sorun da halk arasında 'bebek aspirini zararsızdır' şeklinde yanlış bir algının oluşmuş olmasıdır. Tadının daha hoş olması veya dozunun düşük olması, bu ilacın tamamen zararsız olduğu anlamına gelmez. Düşük doz aspirin de ciddi kanamalara neden olabilir. Bu nedenle en önemli mesaj şu; aspirin çok değerli bir ilaçtır ama doğru hastada ve doğru endikasyonla kullanıldığında faydalıdır. Kişilerin kendi kendilerine 'kalp krizi olmasın' düşüncesi ile aspirin kullanmaları doğru değildir. Aspirinin başlanmasına da kesilmesine de mutlaka ilgili uzman doktor karar vermelidir. Unutulmamalıdır ki her ilaç gibi aspirin de hem dost hem düşman yüzü olan bir ilaçtır. Doğru kullanıldığında hayat kurtarır, yanlış kullanıldığında ise ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir" diye konuştu. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/cogu-zaman-endoskopi-ve-kolonoskopi-yapilmasinin-nedeni-gereksiz-yere-kullanilan-aspirin</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 17:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/03/endoskopi.png" type="image/jpeg" length="99311"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı: Her yıl 20 bin kolorektal kanser tespit ediliyor]]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/saglik-bakanligi-her-yil-20-bin-kolorektal-kanser-tespit-ediliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/saglik-bakanligi-her-yil-20-bin-kolorektal-kanser-tespit-ediliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SAĞLIK Bakanlığı, dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,9 milyon, Türkiye'de ise yılda yaklaşık 20 bin kolorektal kanser vakası tespit edildiğini duyurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Sağlık Bakanlığı, Ulusal Kolorektal (Kalın Bağırsak) Kanser Farkındalık Ayı nedeniyle yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, kolorektal kanserin hem kadınlarda hem erkeklerde en sık görülen kanser türleri arasında üçüncü sırada yer aldığı belirtildi. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,9 milyon yeni vaka görüldüğü, 900 binden fazla kişinin ise bu hastalık nedeniyle hayatını kaybettiği aktarıldı. Türkiye’de ise yılda yaklaşık 20 bin yeni vaka tespit edildiği, vakaların yaklaşık yüzde 85’inin 50 yaş ve üzerindeki bireylerden oluştuğu kaydedildi.</p>

<p>3,8 MİLYON KİŞİYE ÜCRETSİZ TARAMA</p>

<p>Erken tanının hayati önem taşıdığı vurgulanan açıklamada, taramaların aile hekimlikleri, KETEM ve Sağlıklı Hayat Merkezleri’nde (SHM) ücretsiz olarak gerçekleştirildiği bildirildi. 2025 yılı içerisinde ‘Kolorektal Kanser Tarama Programı’ kapsamında yaklaşık 3 milyon 800 bin kişiye tarama hizmeti sunulduğu, 130 bin kişinin şüpheli bulgu nedeniyle ileri tetkik amacıyla üst basamak sağlık kuruluşlarına yönlendirildiği ifade edildi. Yapılan ileri değerlendirmeler sonucunda, testi pozitif veya şüpheli bulunan her 100 kişiden yaklaşık 4,8’ine karşılık gelen yaklaşık 6 bin 200 kişiye erken evrede kolorektal kanser tanısı konulduğu ve tedavi süreçlerinin başlatıldığı belirtildi.</p>

<p>‘BELİRGİN SEPTOMLAR GÖSTERMEDEN İLERLEYEBİLİR’</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamada, ileri yaş, aşırı kilo, hareketsiz yaşam, işlenmiş gıdaların fazla tüketimi, tütün ve alkol kullanımı ile ailede kalın bağırsak kanseri öyküsünün başlıca risk faktörleri arasında yer aldığı kaydedildi. Kolorektal kanserin çoğu zaman belirgin semptom göstermeden ilerleyebildiği belirtilerek, dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, uzun süren kabızlık veya ishal, dışkıda kan görülmesi, açıklanamayan kilo kaybı ve kansızlık gibi belirtiler görüldüğünde mutlaka hekime başvurulması gerektiği vurgulandı. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/saglik-bakanligi-her-yil-20-bin-kolorektal-kanser-tespit-ediliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 15:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/03/woman-having-cramps-indoors.jpg" type="image/jpeg" length="78025"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Kalp ameliyatı sonrası ruh haliniz ve kişiliğiniz değişebilir’]]></title>
      <link>https://www.sonbirsoz.com/kalp-ameliyati-sonrasi-ruh-haliniz-ve-kisiliginiz-degisebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sonbirsoz.com/kalp-ameliyati-sonrasi-ruh-haliniz-ve-kisiliginiz-degisebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KALP ameliyatının sadece bedeni değil, ruh halini de etkileyebildiğini söyleyen Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Köksal, “Kalp ameliyatı sadece bedeni değil, ruh halini de etkileyebiliyor. Hastalar, ameliyat sonrası kendilerini tanımadıklarını ifade ederken, yakınları da kişilik değişikliklerine şaşırabiliyor. Ameliyat sonrası ruhsal değişikliklerin olması normal bir durum ve bu süreç psikolojik destekle daha sağlıklı yönetilebilir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp ameliyatı sonrası bazı hastaların kendilerini tanımadıklarını belirten Medipol Sağlık Grubu’ndan Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Köksal, “Kalp ameliyatı sonrası bazı hastalar kendilerini tanımadıklarını söylüyor. Daha önce sakin olan hastalar agresifleşebiliyor, agresif olanlar ise daha dingin bir ruh haline bürünebiliyor. Bu tür değişikler normal ve doğru destekle hastalar süreci daha rahat atlatabilir” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>‘AMELİYAT SONRASI KİŞİLİK DEĞİŞİKLİKLERİ’</p>

<p>Hastaların bazen kendilerini tanımadıklarını ve yakınlarının da ‘bu benim hastam değil’ dediğini söyleyen Prof. Dr. Köksal, “Ruh halindeki değişikliklerin birden fazla nedeni bulunuyor. Ani ameliyat teşhisi ve ölüm korkusu, suni dolaşım sistemine bağlanma, kalbin durması ve yoğun bakımda alışılmadık bir ortamda uyandıklarında yaşanan travmalar, bu değişikliklerin başlıca sebepleri arasında” dedi.</p>

<p></p>

<p>‘PSİKOLOJİK VE FİZİKSEL DESTEK ÖNEMLİ’</p>

<p>Ameliyat sonrası sürecin sağlıklı ilerlemesi için psikolojik ve fiziksel desteğin şart olduğunu belirten Prof. Dr. Köksal, “Merkezlerimizde psikolog, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı ile diyetisyenler hastalara kapsamlı destek sunuyor. Bu multidisipliner yaklaşım, hastaların ameliyat sonrası ruh halini toparlamasına yardımcı oluyor” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>‘MODERN CERRAHİ TEKNİKLERİN AVANTAJLARI’</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Köksal sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Kalbi durdurmadan veya küçük kesiyle yapılan ameliyatlar yalnızca tıbbi avantaj sağlamakla kalmıyor, hastaların psikolojik durumunu da olumlu etkiliyor. Erkek hastalar sabah tıraş olurken kesiği görmezken, kadın hastalar göğüs altındaki küçük izi görerek psikolojik olarak rahatlıyor. Bu küçük detaylar, ameliyat sonrası yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Amacımız hastaları yalnızca yaşatmak değil, ameliyat sonrası ruh halleri ve yaşam kalitelerini koruyarak daha sağlıklı bir süreç sunmak. Bu nedenle multidisipliner destek ve modern cerrahi teknikler bir arada uygulanıyor.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.sonbirsoz.com/kalp-ameliyati-sonrasi-ruh-haliniz-ve-kisiliginiz-degisebilir</guid>
      <pubDate>Wed, 11 Feb 2026 11:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sonbirsozcom.teimg.com/crop/1280x720/sonbirsoz-com/uploads/2026/02/young-female-doctor-wearing-medical-robe-stethoscope-sitting-desk-with-medical-tools-holding-hiding-heart-shape-isolated.jpg" type="image/jpeg" length="66912"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
