Unutulmuş Taçlar ve Taht Edinilen Koltuklar: Siyasetin Kayıp Hafızası

Siyasetin sahnesi, insana dair en güçlü tutkuların ve en kırılgan hırsların sergilendiği yerdir. Bu arenada mücadele etmek yorucudur; zira sadece kendi pozisyonunuzu korumakla kalmaz, aynı zamanda gelecek vizyonunuzla ilgili planlarınızı, sabır, mental güç ve sarsılmaz bir iradeyle sürdürmek zorundasınızdır. Siyasetçi, adeta satranç tahtasında hem kendi taşını hem de tüm partinin geleceğini korumakla yükümlü bir vezirdir.

Abone Ol

Ancak bu zorluğa rağmen, kariyer planlarını yerel yönetimlerde üst yönetime gelme olarak belirlemiş binlerce siyasetçi, ne yazık ki istisnalar dışında tamamı unutuldu gitti. Oysa siyaset, en temelde bir hatırlanma işidir. İnsanların zihinlerinde, yüreklerinde kalıcı bir yer edinme sanatıdır. Siyasetçi unutuluyorsa, bıraktığı hizmetlerin izi siliniyor demektir.

​Fotoğrafçıların Gölgesindeki Sahte Hafıza

​Günümüz siyasetçileri, hatırlanma işini yanlış kodlamış durumdalar. Yanlarında gezdirdikleri özel fotoğrafçılar ile sosyal medyada paylaşım yapmak, esnaf ziyareti pozları vermek, açılış ve törenleri halka sadece sosyal medya üzerinden duyurmak, onlara "Bakın, ben aktifim, çalışıyorum!" mesajı vermekten öteye geçmiyor.

​Bu, bir hizmet değil, görüntü yönetimidir. Bu fotoğraflar, gerçeğin kendisi değil, gerçeğin pazarlanan suretidir. Sosyal medyadaki bu yoğun ve yorucu görünürlük çabası, siyasetin ruhunu yiyip bitiren bir yanılgıdır: "Görünür olmak, hatırlanmak demektir." Oysa bu sanal aktiflik, kalıcı bir hafıza yaratmaz. Tıpkı bir bilgisayarın kısa süreli hafızası (RAM) gibi, bu görüntüler de anlık tüketilir ve kalıcı hafızaya (Hard Disk) kaydedilmez.

​Siyasette hakiki hatırlanma, anlık pozlar vermekle değil; hizmet etmekle, kronikleşmiş kalıcı problemlere çözüm üretmekle inşa edilir. Bu, büyük lafların arkasına saklanmadan, kentlerin yapısal sorunlarına neşter vurmak ve kamu hizmetini istisnasız her bir bireye eşit dağıtmak demektir. Zira hakiki bir siyasetçi, hizmet ettiği insanları tebaası olarak değil, yoldaşı, ailesi gibi gördüğü an, onlarla kurduğu samimi bağlarla unutulmaz hale gelir.

​Siyasi Partilerin Yaptığı En Büyük Hata: Tahtın Yorgunluğu

​Siyasi partilerin, istisnasız, yaptıkları en büyük hata şudur: Partililerin oturdukları koltuğu taht edinmeleri.

​Taht edinilen koltuk, beraberinde halktan kopuşu, kendi eko sistemlerini kurmayı getirir. Hizmet etmeleri gereken insanlara yabancılaşırlar; önceledikleri, kendi dünya menfaatleridir. Bu yabancılaşma, sadece koltukta oturanla sınırlı kalmaz; onun yanında sağında, solunda yer alanlar bile bu tahtın gücünden nemalanır, onun otoritesinin gölgesinde bir güç devşirir. Tahtın etrafındaki bu zümre, halkın sorunlarını değil, tahtın gerektirdiği protokol, menfaat ve kişisel zenginleşmeyi önemser hale gelir. Bürokratik kararlar, artık halkın refahına değil, bu ekosistemin büyümesine hizmet eder.

​Bu durum, siyasetin doğası gereği, kaçınılmaz bir zaafı da içinde barındırır. Bugün bu taht sahiplerine en çok kızan, eleştiren zümre bile, işi düştüğünde ya da bir menfaati olduğunda, aynı kapıyı, o eleştirdiği taht sahiplerinin kapısını çalmak zorunda kalır. Bu, hem siyasetçinin hem de eleştirenin vicdanında derin bir çelişki yaratır. Sistem, eleştireni dahi kendisine muhtaç kılarak, ahlaki gücünü kırar. Bu kısır döngü, siyaset kurumunun itibarını kökünden zedelemektedir.

​Geleceğe Yatırımın Detayları: Unutulmanın Panzehiri

​Siyasetçinin asıl görevi, geçmişin yüküyle değil, geleceğin umuduyla meşgul olmaktır. Kalıcı olmayı başaranlar ise, çözüm odaklı hizmetler üretirken genç nesillerle samimi ve yapıcı bir ilişki kuranlardır. Unutulmaya mahkûm olanlar, sadece geçmişin zaferlerine sığınanlardır.

​Geleceğin seçmenleri çocuklar ve gençler ile iyi ilişkiler kurmak, karşılıklı güveni tesis etmek, geleceğin iktidarını belirler.


​Çocuklar, sadece birer geleceğin seçmeni değil, bu memleketin uzun vadeli hafızasıdır ve onlara yapılan hizmet, en kalıcı siyasettir:

* ​İletişim Modeli: Çocuklar ile doğru iletişim dili ve doğru iletişim kanalları geliştirmek. Onların dünyasını küçümsemeden, ciddiye alarak diyalog kurmak.

* ​Güven ve Sevgi Bağı: Karşılıklı güveni ve sevgiyi tesis edecek modeller geliştirmek. Siyasetin kutuplaştırıcı dilini, çocukların dünyasından uzak tutmak.

* ​Gelişime Destek: Kişiliğin gelişiminde destek olacak yöntemleri uygulamak. Çocukların yeteneklerini ve eğilimlerini erken yaşta keşfedecek mekanizmalar kurmak.

* ​Eğitimde Eşitlik ve Kalite: Eğitimin kalitesini artırarak ve fırsat eşitliğini sağlayarak, siyasi ayrımcılığa uğramayacakları, adil ve liyakate dayalı bir gelecek vaat etmek. Devletin sağladığı en temel hizmet olan eğitimi, tahtın bir aracı haline getirmemek.

* ​Sanat ve Bilimle Erken Tanışma: Onların merak duygusunu körükleyen, sadece ders kitaplarıyla sınırlı kalmayan; sanat, bilim ve felsefeyle erken yaşta tanışmalarını sağlayacak projeler üretmek. Çocukların hayal gücünü beslemek, geleceğin yaratıcı çözümlerini üretmek demektir.

​Gençler, hem bugünün hem de yarının karar vericileri ve itiraz mekanizmalarıdır. Onların dilini ve kaygılarını anlamak, geleceğin iktidarını inşa eder:

* ​Samimi İletişim Kanalları: Gençlerin sosyal medyada çekilmiş "esnaf ziyareti" fotoğraflarına değil, gerçek dertlerine ve eleştirilerine kulak veren, samimi ve doğrudan iletişim kanalları kurmak. Onların protestolarını düşman değil, gelişim için bir geri bildirim olarak görmek.

* ​Fırsat Eşitliği ve Liyakat: İş ve kariyer alanlarında parti aidiyeti değil, sadece liyakatin geçerli olduğu bir düzeni teminat altına almak. "Torpidonun" değil, yeteneğin önünün açıldığı bir ortam yaratmak. Gençlerin umudunu, adalet duygusuyla beslemek.

* ​Siyasi Katılım ve Söz Hakkı: Gençlerin siyasi süreçlere sadece oy kullanma ile değil, fikir üretme ve karar alma mekanizmalarına dahil olma yoluyla katılımını sağlamak. Onların enerjisini, sitemini ve dijital dilini anlamak, onlarla ortak bir vizyon oluşturmak. Onları, ülkenin aktif paydaşı olarak görmek.

​Son Bir Söz

​Siyasetçiler için hatırlanmanın tek yolu, oturdukları koltuğu bir hizmet kürsüsü olarak görmek, bir taht değil. Tahtlar, tarih boyunca hep yıkılmaya mahkûm olmuştur. Kısa vadeli menfaatler uğruna kurulan ekosistemler, eninde sonunda kendi ağırlıkları altında çöker. Unutulmuş başkanlar albümünde yer almamak için, koltuğun verdiği gücü, yeni nesillere yatırım olarak kullanmak gerekir.

​Kalıcı olan, bıraktığımız fotoğraf değil, hizmetin bıraktığı izdir. Ve o izin en derin olduğu yer, yarınlara uzanan çocukların ve gençlerin vicdanıdır. Eğer onlara adil, liyakate dayalı ve güvenilir bir sistem vaat edemiyorsak, en pahalı fotoğraf makineleriyle çekilmiş en parlak görüntüler bile, zamanla unutulmuş başkanların sararmış, tozlu albümlerinden farksız olacaktır. Bizim asıl mirasımız, onların bize olan güvenidir.