Zeyd B. Sâbit (r.a.): Vahyin Hâfızı ve Tevhîd’in İlim ile Muhafazası

Allah, bu davanın ilk neferlerini seçerken, onları sadece kılıçla değil, aynı zamanda kalemle, ilimle ve keskin bir zekâyla donatmıştır. Sahabe nesli içinde öyle müstesna şahsiyetler vardır ki, onların omuzlarına yüklenen emanet, sadece bir cemaatin değil, kıyamete kadar gelecek tüm ümmetin akıbetini tayin etmiştir. İşte bu mübareklerin başında, Vahyin Ebedi Kâtibi ve Kur’an’ın Metinsel Birliğinin Mimarı olan Zeyd bin Sâbit el-Ensârî (r.a.) gelir.

Abone Ol

Allah, bu davanın ilk neferlerini seçerken, onları sadece kılıçla değil, aynı zamanda kalemle, ilimle ve keskin bir zekâyla donatmıştır. Sahabe nesli içinde öyle müstesna şahsiyetler vardır ki, onların omuzlarına yüklenen emanet, sadece bir cemaatin değil, kıyamete kadar gelecek tüm ümmetin akıbetini tayin etmiştir. İşte bu mübareklerin başında, Vahyin Ebedi Kâtibi ve Kur’an’ın Metinsel Birliğinin Mimarı olan Zeyd bin Sâbit el-Ensârî (r.a.) gelir.

​Zeyd (r.a.), ömrünü Tevhîd’in kaynağı olan Kelâm-ı İlâhî’ye adamış, ilmi imanıyla yoğurmuş bir mücahiddir. Onun sîreti, bizlere Tevhîd’in sadece bir inanç esası değil, aynı zamanda Allah’ın hükmünü yeryüzüne taşıyan ilimle kaim bir eylem olduğunu öğretir. O, cahiliye karanlıklarından çıkıp, kısa zamanda ümmetin en büyük iki emanetini (Vahyin Kaydı ve Kur’an’ın Cem’i) omuzlayan, iman-amel-ilim üçgeninde kemale ermiş bir Muvahhiddir.

İman, Sadakat ve Dil Seferberliği

​Zeyd b. Sâbit (r.a.), Medine’de İslâm’ı erken yaşta kabul eden, Necaaroğulları’nın bereketli evlatlarındandır. Hicret anında henüz 11 yaşında olmasına rağmen, güçlü hafızasıyla dikkat çekmiş, Resûlullah’ın (s.a.v.) huzurunda Kur’an’dan on altı sûreyi okuyarak kalbindeki Tevhîd aşkını ispatlamıştır.

​Onun hayatındaki ilk büyük dönüm noktası, Allah Resûlü (s.a.v.) tarafından Vahiy Kâtipliğine seçilmesidir. Bu, sıradan bir sekreterlik görevi değildi; bu, Tevhîd-i Risâle’ye, yani Allah’ın mesajının doğruluğuna ve kutsiyetine şahitlik etme, onu en ufak bir beşerî müdahaleden koruma şerefidir. İnen her Âyet, Tevhîd’in bir hükmü, bir emri, bir yasağıydı ve Zeyd’in kalemi, semadan gelen bu paha biçilmez kelamı kayıt altına alıyordu.

​Ancak Zeyd’in (r.a.) Tevhîd’e hizmeti bununla kalmadı. Resûlullah (s.a.v.)’ın Yahudilerle yazışma ihtiyacı doğduğunda, ona yabancı bir dili öğrenme emri verdi. Rivayetlere göre Zeyd (r.a.), sırf Allah Resûlü’nün tebliği emin olsun diye, Süryaniceyi on beş gün gibi akıl almaz bir sürede öğrendi ve bu dili tercüman ve kâtip olarak kullandı. Bu, sadece zekânın değil, aynı zamanda mutlak itaatle beslenmiş bir imanın delilidir. O, nefsini değil, Resûl’ün emrini ve dolayısıyla Allah’ın davasını önceliklendirdi. Zira Allah’ın kelâmının saf bir şekilde tebliğ edilmesi, Tevhîd’in yeryüzündeki en büyük gayesidir.

​Cem'u'l-Kur'an ve Ümmetin İttifakı

​Resûlullah (s.a.v.)’ın vefatından sonra, İslâm ümmeti, Tevhîd’in teminatı olan Kur’an’ın kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Yemâme Savaşı’nda yüzlerce Kur’an okuyucusu (kurrâ) şehid olmuştu. Hz. Ömer (r.a.)’in teşviki ve Hz. Ebû Bekir (r.a.)’in emriyle, Kur’an’ı tek bir kitapta toplama (Cem’u’l-Kur’an) görevi, tevazusu ve ilmi sebebiyle Zeyd b. Sâbit’e verildi.

​Bu görev, Zeyd (r.a.) için bir dağın omuzlanması gibiydi. Nitekim o, şöyle demiştir: “Vallahi Kur’an’ı toplamak, benim için bir dağı yerinden oynatmaktan daha ağır geliyordu.” (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân, 3). Bu ağırlık, görevin büyüklüğünden ve hassasiyetinden kaynaklanıyordu. Zeyd (r.a.) ve ekibi, Kur’an’ı sadece hafızalardan değil, Resûlullah (s.a.v.)’ın yanında yazılmış olan yazılı belgelere de dayanarak topladı.

​Bu muazzam çaba, Tevhîd-i Lafız’ın zirvesidir. Kur’an’ın metninde birliğin sağlanması, ümmetin akidesinde ve ibadetinde birliğin korunması anlamına geliyordu. Şeyhülislâm İbn Teymiyye’nin (rh.a.) sıkça işaret ettiği gibi: Dinde çıkan fitnelerin kaynağı ya ilimsizlik ya da Kur’an’ın metninden veya hükmünden sapmadır. Zeyd (r.a.), Kur’an’ı tek bir metinde toplayarak ve bilahare Hz. Osman (r.a.) döneminde çoğaltarak, Tevhîd’in esas kaynağını asırlar boyu sürecek ihtilaflardan ve sapmalardan korumuştur. Bu, Kur’an’ın hakikatinin (Allah’tan geldiği gibi) kalmasındaki İlahi muradın, mümin eliyle gerçekleşmesidir.

Ferâiz İmameti ve Teslimiyet

​Zeyd b. Sâbit (r.a.)’ın ilminin en parlak ve en zorlu yönü, Ferâiz (İslâm Miras Hukuku) alanındaki uzmanlığıydı. Resûlullah (s.a.v.)’ın onu övmesi boşuna değildir: “Ümmetimin en iyi Ferâiz’i (miras hukuku) bileni Zeyd b. Sâbit’tir.” (Tirmizî, Menâkıb, 32).

​Ferâiz, tamamen Tevhîd-i Hâkimiyye’nin (Hükmün sadece Allah’a ait olması) pratik uygulamasıdır. Mal ve mülk, insan nefsini ve toplumları bölmeye en müsait konulardır. Cahiliye devrinde miras taksimi, tamamen kabile âdetlerine, güce ve keyfî isteklere göre yapılırdı. İslâm ise, bu konuyu en ince detayına kadar gökten inen ilahi kanunla (Nass) düzenlemiştir.

​Zeyd (r.a.)’ın bu ilimdeki yetkinliği, onun nefsin ve beşerî âdetlerin hükmünü reddederek, sadece Allah’ın hükmüne teslim olduğunu gösterir. O, bu hükmü öğrenmiş, öğretmiş ve Medine’de fetva makamında titizlikle uygulamıştır. Bu, onun sadece dindar değil, aynı zamanda Şeriat’ın her alanında mutlak bir Muvahhid olduğunun kanıtıdır.

​Son Bir Söz

​Zeyd b. Sâbit (r.a.)’ın sîreti, bir müminin ilim, iman ve teslimiyetle nasıl birleşebileceğinin en güzel örneğidir. O, Tevhîd’i bir yaşam biçimi, bir görev şuuru olarak içselleştirdi.

​Zeyd bin Sâbit (r.a.)’ın ilim mirası, bu ümmetin kıyamete kadar sürecek en büyük hazinesinin (Kur’an) sigortasıdır. Bizlere düşen, onun bıraktığı bu mirasa sarılmak, ilmi Tevhîd ile birleştirmek ve Kur’an’ın her bir harfini ve hükmünü, O’nun yaptığı gibi bir bütün olarak muhafaza etmektir. Zira hakiki saadet ve kurtuluş, yalnızca Allah’ın Kelâmı’na tam teslimiyette gizlidir.

​Rabbimiz, bizleri de Zeyd b. Sâbit (r.a.) gibi, ilimle ameli birleştirmiş, davasına sadık Muvahhid kullarından eylesin.

Haftanın Sözü:

"Dininizi öğrenin, yoksa inandığınızı din sanırsınız"

Selamünaleyküm.