Fenerbahçe’de şampiyonluk sadece sahada kazanılmaz. Bu kulübün tarihinde kupalar, puan tablolarından önce tribünlerde kazanılmıştır. Çünkü Fenerbahçe taraftarı sıradan bir taraftar değildir; o, maçın 12. adamı değil, bazen ilk golüdür, bazen geri dönüşün kıvılcımıdır.

Bu sezon da hikâye aynı yerden yazılıyor: tribünden.

Kadıköy’e adım attığınız anda bunu hissediyorsunuz. O eski suskunluk yok. Umut var. Öfke yok ama kararlılık var. Fenerbahçe taraftarı bu sene “bekleyen” değil, “taşıyan” taraftar olmaya karar vermiş durumda. Çünkü herkes biliyor ki bu ligde sadece iyi futbol yetmez; psikolojik üstünlüğü de ele alman gerekir.

Zor anlarda sırtını dönen değil, daha çok bağıran bir tribün var artık. Gol kaçtığında homurdanmak yerine alkışlayan, hata yapan oyuncusunu yuhalamak yerine ayağa kaldıran bir duruş. İşte şampiyonluk tam olarak burada başlar.

Bu sezon Fenerbahçe taraftarı şunu çok iyi kavradı:
Bir maç 90 dakika ama bir şampiyonluk 38 hafta sabır ister.

Deplasmanda hakemle, içeride baskıyla, dışarıda algıyla mücadele eden bir takım var. Ve bu takımın arkasında “son düdüğe kadar susmayan” bir camia duruyor. Rakiplerin en çok korktuğu şey de bu zaten: Skor değil, vazgeçmeyen tribün.

Unutulmasın;
Fenerbahçe şampiyon olduğunda sadece futbolcular sevince boğulmaz.
O kupada;
• yağmurda bekleyen gençlerin sesi,
• yıllardır “seneye” diyen büyüklerin sabrı,
• deplasman yollarında eskimiş atkıların emeği vardır.

Bu sene farklı. Çünkü bu sene taraftar şunu söylüyor:
“Biz buradayız, kaçmıyoruz, inancımızdan vazgeçmiyoruz.”

Ve futbolun en büyük gerçeği şudur:
İnanan tribün, sonunda kupayı da çağırır.

Bu hikâye tribünde başladı.
Bitmesi gereken yer de belli: Şampiyonluk kürsüsü.