Ey inancının sorumluluğunu taşıyan, doğru yolun takipçisi olmaya çalışan kardeşlerim!

İçinde bulunduğumuz bu çağda, nefsin fısıltıları ve dünyanın aldatıcı ışıltısı arasında kaybolan, bocalayan bir gençliğin çığlığı ve bu durumun sorumlularından biriyiz. Çevremiz, kameraların soğuk ekranlarında, âleme ibret diye gösterilen bir bilgisizlik perdesiyle sarılmış durumda. Sosyal medyanın o acımasız ortamlarında, sokak röportajları adı altında, en kısa sureyi dahi bilmeyen, Kelime-i Şehadeti dahi doğru telaffuz edemeyen kardeşlerimizin düştüğü zor durumlar üzerinden nasıl bir çıkar sağlanıyor?

​Bu, sıradan bir eğlence değil, bu hepimizin ortak yarasıdır! Para kazanma hırsıyla, beğeni toplama telaşıyla, İslami bilgisizliği normalleştiren büyük bir hata işleniyor. Sanki, "Bakın! Yalnız değilsiniz, dinimizi bilmemek utanılacak bir şey değil!" algısı zihinlere yerleştiriliyor. Bu, manevi bir uyuşturucudur; ruhun tembelliğini ve toplumun hareketsizliğini haklı gösteren bir maskedir!

​Bu videolarla bilgisizliği normalleştirmek, büyük bir vebal getirir! Üstelik, kötü sözün ve çirkinliğin yayılmasına aracılık edenler, bilmelidir ki: "Müminler arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzu eden kimseler için, dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz." (Nur Suresi, 19. Ayet). Bu içeriklerle cehaleti yayarak, toplumun manevi yapısını bozmaya hizmet edenler, işte bu tehlike ile yüzleşmektedir!

​Aynı büyük tehlike, o sözde düşünce videolarıyla da kuruluyor. Kalbi henüz imanın ışığıyla tam dolmamış, ne yapacağını bilemeyen, kimliğini arayan gencecik zihinlere, sözde İslam'ı savunan videolar aracılığıyla dahi deizm, ateizm gibi fikirlerin şüphe tohumları ekiliyor. İslami bir temeli olmayan, kararsız her gence, "İşte size farklı yollar!" diyerek, onları uçuruma itiyorlar. Dünya malı için, gençlerin kalbini yanlış yola sürüklemeyin!

​Ancak, derdimiz sadece dışarısı değil, asıl sıkıntımız kendi içimizdedir. Camimizin gölgesinde, cami cemaati adını verdiğimiz bir kısım komşularımızdan gelen o soğuk ve dışlayıcı tavırlar... Camilerimizin bahçeleri, o pırıl pırıl gençlere, o İslam'a yakınlaşmak isteyen kalplere neden bir sürgün yeri gibi gösteriliyor?

​Gözlüğünün üzerinden sert bakışlarla konuşan, cami bahçesini kendi mülkü gibi gören, babadan atadan kalma bir imanla yetinen çevre sakinleri, "Kötülük yapıyorlar, uyuşturucu kullanıyorlar..." gibi sözlerle, Allah'ın evinden merhamet kapısını kapatmaya çalışıyorsa, büyük bir hatanın içindeyiz. Gençlere karşı peşin hüküm vermek, onların arkasından konuşmak ve gizli hallerini araştırmak (tecessüs), davet yolumuzu tıkamaktadır! Endişelerinde haklı olabilirler, ama bizim görevimiz, o kaybolmuşu bulmak, o yaralıyı iyileştirmektir.

​Peygamberimiz Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize davetin yolunu göstermiştir: "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz." (Buhari, İlm 12; Müslim, Cihad 6). Gençlerimize zorluk değil, kolaylık; nefret değil, sevgi ve kucaklama sunmak zorundayız. Allah Resûlü (S.A.V.) dahi, çevresindekilere karşı sert olsaydı, herkesin dağılıp gideceğini bize şu ayetle hatırlatır: "Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi." (Âl-i İmran Suresi, 159. Ayet).

​Peygamberimize (S.A.V.) dilimizle salat ve selam getirmek elbette çok önemlidir. Ama asıl görev, o Peygamber'in Işığını ve Davasını omuzlamaktır. Allah'a ve Resûlü'ne İslam yolu üzere yardım etmek, gönülleri cehennem ateşinden korumak, o tevhid rüzgârını kalplere ulaştırmak, her Müslümanın üzerine düşen temel bir sorumluluktur! Bu davete destek olmak, imanımızın bir gereğidir: "Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun..." (Saff Suresi, 14. Ayet).

​Çağrımız, bizim isteklerimize göre değil; "İnsana uydurulmuş din" değil, Din'e uygun insan yetiştirme hedefi taşımalıdır. Yöntemimiz açıktır: "Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et. Onlarla en güzel şekilde mücadele et..." (Nahl Suresi, 125. Ayet).

​Öyleyse, işe kalenin içinden, camilerimizden başlayalım! Camilerin çay ocakları ve bahçeleri, sadece yaşlı cami cemaatinin değil, gençliğin bilgi alacağı, huzur bulacağı mekânlar olmalıdır. Gençlerin ders çalışabildiği, ekonomik olarak uygun, sevgi ve huzur dolu yerler... Belki arada kulaklarına bir ayet kaçırmak, sinelerine bir hadis dokundurmak nasip olur. Yüce Yaradan, hidayeti belki bu vesile ile verecektir; sadece bu ihtimal bile, her türlü çabaya değerdir. Onların hayatlarının merkezine olmasa bile, seçenekleri arasına camiyi dâhil edecek bir düzenleme şarttır. Camiyi ihya etmek, sadece binasını değil, ruhunu da yeniden canlandırmak demektir! Gençleri camiden uzaklaştıran her hareket, bu canlanmaya engeldir.

​Ya Hak! Haydi İşe Koyulalım!