Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 90’ı deniz yoluyla gerçekleştiriliyor. Konteyner gemileri, tankerler ve dökme yük gemileri; ülkeler arası ticaretin omurgasını oluştururken, bu devasa sistemin sorunsuz işlemesini sağlayan görünmez ama hayati bir alan vardır: Deniz Ticareti Hukuku.
Deniz ticareti hukuku, deniz yoluyla yapılan ticari faaliyetleri düzenleyen, taraflar arasındaki hak ve yükümlülükleri belirleyen özel bir hukuk dalıdır. Gemi sahiplerinden taşıyıcılara, sigorta şirketlerinden yük sahiplerine kadar çok geniş bir aktör yelpazesini kapsar.
Deniz Ticareti Hukukunun Kapsamı
Deniz ticareti hukuku; başta gemi, taşıma sözleşmeleri, navlun, çarter sözleşmeleri, deniz sigortaları, deniz kazaları, kurtarma ve müşterek avarya gibi konuları düzenler. Bu alanın en temel amacı, deniz ticaretinde hukuki güvenliği sağlamak ve ticari riskleri öngörülebilir hale getirmektir.
Örneğin bir geminin yüküyle birlikte hasar görmesi, gecikmeye uğraması ya da denizde bir kazaya karışması halinde hangi tarafın ne kadar sorumlu olacağı, hangi hukukun uygulanacağı ve zararın nasıl tazmin edileceği bu hukuk dalı sayesinde belirlenir.
Uluslararası Boyut ve Konvansiyonlar
Deniz ticareti, doğası gereği uluslararasıdır. Bu nedenle deniz ticareti hukuku yalnızca ulusal mevzuatla sınırlı değildir. Hague-Visby Kuralları, Hamburg Kuralları, Rotterdam Kuralları gibi uluslararası sözleşmeler, taşıma ilişkilerinde yeknesaklık sağlamayı amaçlar.
Türkiye’de deniz ticareti hukuku, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun beşinci kitabında ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Ancak uygulamada çoğu uyuşmazlık, yabancılık unsuru taşıdığı için milletlerarası sözleşmeler ve yabancı hukuk sistemleri de devreye girmektedir.
Deniz Ticareti Hukukunda Risk Yönetimi
Deniz ticaretinin yüksek maliyetli ve riskli bir alan olması, hukukun önemini daha da artırmaktadır. Sigorta sözleşmeleri, sorumluluk sınırlamaları ve teknik kurallar; tarafların öngörülemeyen kayıplarla karşılaşmasını önlemeye yöneliktir.
Özellikle deniz sigortaları, hem gemi hem de yük açısından ticaretin sürdürülebilirliğini sağlar. Bir kazada tüm zararın tek bir tarafa yüklenmesi yerine, riskin paylaştırılması modern deniz ticaretinin temel prensiplerinden biridir.
Türkiye ve Deniz Ticareti Hukuku
Üç tarafı denizlerle çevrili olan ve stratejik boğazlara sahip Türkiye için deniz ticareti hukuku yalnızca teorik bir alan değil, aynı zamanda ekonomik ve jeopolitik bir gerekliliktir. Liman yatırımları, lojistik üsler ve uluslararası taşımacılık projeleri arttıkça, bu alandaki hukuki altyapının da güçlenmesi zorunlu hale gelmektedir.
Deniz ticareti hukuku; küresel ticaretin sessiz ama vazgeçilmez güvencesidir. Gemiler limanlara yük taşırken, hukuk da ticaretin adaletini, güvenliğini ve sürekliliğini taşır. Güçlü bir deniz ticareti hukuku altyapısı olmadan, güçlü bir deniz ticaretinden söz etmek mümkün değildir.
Bugünün dünyasında denizlere hâkim olan, yalnızca rotalara değil; hukuka da hâkim olmak zorundadır.