Kadına şiddet… Bir toplumun en derin yarası, en çok konuşulup en az çözülen sorunu. Oysa şiddet bir gün kapımızı çalınca değil; evimizde, iş yerimizde, mahallemizde her gün sessizce yaşanırken fark edilmesi gereken bir gerçek.

Bugün ülke olarak geldiğimiz nokta, artık bu konuyu sadece haber bültenlerinin bir köşesinde izlemekle geçiştiremeyeceğimizi gösteriyor. Her kaybedilen kadın, aslında kaybedilen bir gelecek, bir aile, bir umut.

Şiddet sadece bir tokat değildir

Kadına şiddet deyince çoğu kişinin aklına fiziksel saldırı geliyor. Oysa şiddet ses tonuyla başlar, sözle büyür; ekonomik baskıyla, psikolojik manipülasyonla hayatı daraltır.
Bazen bir kadının yıllarca “susması”, en ağır şiddetin işaretidir.

Kadın hakları bir lütuf değildir

Kadınların eşitlik talebi bir rica değil; hayatın doğal hakkıdır.
Eğitimde, iş yaşamında, siyasette güçlü kadınlar olmadan gelişmiş bir toplumdan söz edilemez. Kadın hakları savunuldukça toplum büyür; görmezden gelindikçe toplum küçülür.

Devlet bir adım atmalı, toplum iki adım

Kanunlar var ama uygulamada yeterli değil.
Kadını koruyan mekanizmalar, sığınma evleri, hızlı yargı süreçleri ve etkin kolluk müdahalesi olmadan hiçbir yasa tek başına çözüm olamaz.

Ama her şey devlette bitmiyor. Mahallede, aile içinde, iş yerinde “Bu normal değil” diyebilmek en büyük toplumsal görevdir.

Şiddetin bahanesi olmaz

Ekonomi, stres, kültür, gelenek, öfke… Hiçbiri bir kadının canına, onuruna, hayatına kastetmenin bahanesi olamaz.
Şiddetin nedeni yoktur; sadece bahanesi aranır. Biz artık bahaneleri değil, çözümleri konuşmalıyız.

Güçlü kadın güçlü toplumdur

Kadını güçlendiren her adım; daha huzurlu aile, daha üretken ekonomi, daha adil bir devlet demektir.
Bir kadının güvende olmadığı yerde hiçbir çocuk güvende değildir.
Ve unutmayalım: Kadının olmadığı yerde adalet de eksik kalır, vicdan da.